Medeniyetler İttifakı ve Türkiye & Neden AKP değil de AK Parti
Medeniyetler İttifakı ve Türkiye & Neden AKP değil de AK Parti
Harun Karaca'dan haftanın siyasi gündemi / 1 Mart 2013 Cuma

Medeniyetler İttifakı ve Türkiye

27-28 Şubat tarihlerinde Viyana’da gerçekleştirilen Medeniyetler İttifak’ı Toplantısına Başbakanımız öncülüğünde bir heyet olarak gittik. Türkiye-Avusturya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı olarak bu toplantıya ve çalışmalara ben de katıldım.

Türkiye’nin yurtdışındaki ağırlığının gittikçe arttığını bu toplantıda bir kez daha gözlemledim.

Hemen her ülkede Türkiye’den giden heyete karşı özellikle yurttaşlarımızın gösterdiği ilgi alakaya ve Türkiye’nin büyük ülke olarak onlara sahip çıkmasına bu kez de Avusturya’da şahit olduk.

Daha düne kadar yurtdışına çıkan ve dış ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın, yaşadığı büyük sıkıntıları biliyoruz.

Ancak bugün yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bizlere heyecanla yaşanan değişimi aktarması ve Türkiye’nin hissedilen ağırlığını sevinçle ifade etmesi bizi de mutlu etmektedir.

 

Suriyedeki İnsanlık Dramı

 

Hemen yanıbaşımızdaki komşumuz Suriyede maalesef hergün yüzlerce insanın kanı dökülmektedir.

 

Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında yıllarca sömürge mantığı ile başta tutulan diktatörlüklerin bir bir yıkıldığına şahit oluyoruz. Hemen yanıbaşımızdaki Suriye komşumuzda ise uluslar arası camianın sadece seyirci kaldığı büyük bir insanlık dramı yaşanıyor.

Başbakanımız Medeniyetler İttifakı toplantısında “Suriye problemi 2 üye hayır dediği için halledilemiyor. BM barışa hizmet için kurulmadı mı? O zaman BM'nin yeniden şiddetle reforma ihtiyacı vardır. Bunu sağlayacaklar da tüm dünyadaki ülkelerdir. diyerek bir kez daha uluslar arası kamuoyu ve medya önünde Suriye kriziyle ilgili BM'nin zulme seyirci kalmasını eleştirdi.

Suriye konusunda modern dünya iyi bir sınav verememiştir. Her gün kendi halkını katleden masum kadın ve çocukların kanını akıtan Esed rejimine karşı BM diğer bölgelerde gösterdiği hassasiyeti gösterememiş ve ölümleri azaltacak yaptırım kararların almakta çekingen davranmayı sürdürmüştür.  Suriye’deki insani duruma, dünyanın tepkisiz kalması adalet duygusunu ciddi derecede zedelemektedir. Türkiye sayıları 250 bine ulaşan Suriyeli kardeşlerine kapılarını açarak, onlara barınma ve hayatlarını idame ettirebilme imkanı sağlayarak dünyaya örnek olmaktadır.

Öte yandan Avrupa’da hızla yaygınlaşan İslamofobiye karşı da ikiyüzlü bir tutum takınılmaktadır. Siyonizm, Faşizm ve Antisemitizme karşı gösterilen Batılı duyarlılığın İslam düşmanlığı anlamına gelen İslamofobiye karşı da gösterilmesi için Avrupa ülkelerinin ve BM’nin harekete geçmesinin vakti gelmedi mi?

Geçmişte Almanya gibi ülkelerde Türkiye vatandaşlarına karşı İslamofobik ve ırkçı tavırların yaşandığına, hatta ailelerin yok edildiğine tanık olduk. Bu tavırların önlenebilmesi için İslamofobinin de acilen Başbakanımızın vurguladığı gibi insanlık suçları arasında sayılmalıdır. Medeniyetler ittifakı uçurumları kapatmak için en anlamlı çabalardan birisidir. İnsanlığın gelecek umutlarını taze tutmak için çabalar yoğunlaştırılmalıdır.

 

28 Şubat ve yaşanan toplumsal travma

 

Bu hafta yakın tarihinin en karanlık dönemlerinden olan postmodern 28 Şubat darbesini acı ve umut duygularıyla hatırladık bir kez daha. Üzerinden 16 yıl geçmesine karşın 28 Şubat bilinçlerde meydana getirdiği travma nedeniyle hala acı ve üzüntüyle hatırlanmaktadır. Ancak darbe ve muhtıralara karışan, seçilmiş halk iradesine karşı tankları caddelerde yürütenlerin yargılanması da demokratik Türkiye’nin geleceğina dair umutları artırmaktadır.

28 Şubatta insanlara yapılan manevi fiziksel işkenceleri unutmadık. Bu konuda Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Viyana’daki Müsiad toplantısında dile getirdiği konular da oldukça anlamlı idi. Başbakanımız “Çocuklarımız başörtüsüyle okuyamadı. Yurtdışında okumak zorunda kaldılar. Daha da ileri gittiler İmam Hatipliler'e “yarasa” dediler. “Muhtar bile olamaz” dediler. Ama Türkiye “yarasa”yı Başbakan yaptı” diye konuştu.

İnşallah tam demokratik Türkiye’de darbe ve muhtıraların defteri ilelebet açılmayacak şekilde kapatıldığına inanıyoruz. Ülkenin milyarlarca dolar kaynağını hortumlayan, milyonlarca insanın devletiyle arasına duvar çeken darbeci zihniyet ülkemize çok fazla kötülük etmiştir.

Bu vesileyle siyasi hayatı boyunca zulümlere maruz kalan ve en son 28 Şubat MGK’sında alınan kararlarla yok edilmek istenen Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı da bir kez daha rahmetle anıyorum. İki yıl önce 27 Şubat tarihinde ebedi aleme göç eden merhum Erbakan Hocamıza Allahtan rahmet diliyorum

 

Neden AKP değil de AK Parti

 

Temel evrensel kurallardandır. Bir kişi, zümre veya kurum kendini nasıl tanımlıyorsa aslolan odur. Ancak ülkemizde, muhalefet etmeyi kavramlara ve sembollere indirgemek modası bir türlü bitmiyor.

Muhalefet partileri, liderleri ve onların temsilcileri ile bazı sözde muhalif yazarlar, ısrarla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kısaltması olarak “AKP’yi” kullanıyor.

Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Kısaltmanın benimsenmesi ve yaygınlaşmasıdır önemli olan. Kimi zaman kısaltmalar adı oluşturan baş harflerin yan yana gelmesiyle kimi zaman da isimdeki hecelerle yapılır.

Kurumlar, kuruluşlar, dernekler adlarını belirledikleri gibi adlarının kısaltmalarını da belirleme özgürlüğüne sahiptir. Örneğin merhum Turgut Özal’ın kurduğu Ana Vatan Partisi’nin kısaltması da “AVP” değil ANAP’tır. Hem partililer hem vatandaşlar hem de medya yıllardır bu partinin kısaltmasını “ANAP” diye tanımıştır. Ve hiç kimse “muhalif” olmak adına “ANAP değil AVP” diye bir inat sergilemeden ANAP ismini benimsemiştir.

Fakat söz konusu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendini tanımladığı kısaltma olan “AK Parti” olunca, nedense hem muhalefet çevrelerinde hem de medyada “AKP” inadına devam edenler vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kısaltması da addaki ilk iki sözün baş harfleriyle bir hece oluşturularak yapılmıştır. Bu kısaltma AK Parti’nin tüzüğünde de yer almıştır.

Başta Genel Başkanımız Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, tüm Adalet ve Kalkınma Partisi üyeleri, partinin isminin kısaltmasını “AK Parti” olarak telaffuz ediyor. Ama kavramlarla savaşmayı, muhalefet yamak zanneden şekilciler maalesef AK Parti yerine “AKP” demeyi sürdürüyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da inatla sürdürülen bu çiğ tavrı eleştirmiş ve şöyle demişti: “Partimizin kısaltılmış adı AK Parti’dir, AKP değil. AKP diyenler, ne yazık ki demokratik noktadaki etik kurallara uymadan, siyasi etiği hiçe sayarak, bunu edep dışı söylemektedirler.”

Muhalefete düşen, partinin tüzükte de kendini tanımladığı gibi AK Parti ismine saygı duyarak kavramlarla savaşmayı bırakmasıdır.

Haftanın Videosu Tümü
Sosyal Medya
Tavsiye Linkler
Harun KARACA'ya Yazın
         
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan mesajlar ile ilgili işlemler başlatılacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan mesajın sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
© 2020 - Harun Karaca | www.harunkaraca.com