Başbakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu’nun 22 Aralık tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni
Başbakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu’nun 22 Aralık tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni
Genel Başkandan / 23 Aralık 2015 Çarşamba

Başbakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu’nun 22 Aralık tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni;

Değerli yol arkadaşlarım, sevgili misafirlerimiz, bizleri ekranları aracılığıyla izlemekte olan aziz vatandaşlarım; sizleri sevgi, saygı ve muhabbetlerimle selamlıyorum. Sizlerin şahsında bütün vatandaşlarımızı aynı kalbi muhabbetlerle selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizin doğum yıl dönümünün ülkemiz için, İslam dünyası için ve bütün insanlık için hayırlar getirmesini diliyor, Allah’a onun yolundan ayrılmamız konusunda bir kez daha niyazda bulunuyorum, Allah onun yolunu yolumuz eylesin. ("Evet" sesleri)

Keza, terörle mücadelede şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Son Grup Toplantımızdan bu yana ülkemize hizmet yolunda dolu dolu iki haftayı geride bıraktık.

9 Aralık’ta İstanbul’da çok önem verdiğim bir toplantıya, kadına yönelik şiddetin sonlandırılması toplantısına katıldım. Bu toplantı anlamlı bir tevafukla Özgecan kızımızın katillerinin adalet nezdinde hak ettikleri cezayı buldukları günde gerçekleşti. Bu vesileyle, Hükümetimizin bu insanlık ayıbına karşı sergilediği kararlı duruşu ve etkin mücadeleyi kamuoyuna aktarma imkanı buldum. O toplantıda da dedim, şimdi sizlere de bir kez daha tekrarlamak istiyorum; sevgili Özgecan kızımızın acısı daima yüreklerimizde olacak. Yargı katillere mevcut kanunlar çerçevesinde verebilecek en ağır cezayı verdi. Biz de bir daha kadına hiçbir el kalkmasın diye gerekli her türlü tedbiri alıyoruz, almaya da devam edeceğiz. Kadınlarımız, çocuklarımız ve bütün halkımız şiddete karşı en güçlü şekilde direnci göstermeye kararlıdır.

Yine aynı gün Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Mesud Barzani’yle çok verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Bu görüşmede Sayın Barzani’yle Türkiye ve Bölgesel Yönetimi arasında var olan dostane ilişkileri daha da ileri götürecek açılımları değerlendirdik.

Hemen ardından seçim öncesinde milletimize taahhüt ettiğimiz vaatleri de içeren 2016 yılı Eylem Planımızı kamuoyuyla paylaştık. Her zaman söylüyoruz, AK Parti tutamayacağı sözü vermez, söz verdi mi de mutlaka tutar.

Bu temel ilçe çerçevesinde yapacaklarımızı tek tek tarih vererek kendimizi bağlayarak kamuoyumuza açıkladık. Eylem Planımızı ve reform paketimizi açıklarken, 1 haftalık, 3 aylık, 6 aylık ve 1 yıllık bir takvimle yapacaklarımızı ilan etmiştik. Şükürler olsun ki, sözümüz senettir diye işbaşı yaptık ve ilk 1 haftada şu eylemleri hayata geçirdik 1 hafta içinde.

Bu çerçevede, reformların izlenmesi ve geliştirilmesi için bir genelge yayınlayarak Koordinasyon Kurulu kurduk.

Lisans öğrencilerinin 330 Türk Lirası olan burslarını 1 Ocak’tan itibaren 400 Türk Lirası’na yükseltecek kararı aldık, öğrencilerimize hayırlı, mübarek olsun.

Gençlere proje karşılığı 50 bin Türk Lirası karşılıksız nakdi destek verme imkanı sağladık, bu konudaki gerekli bütün prosedürel işlemler tamamlandı, inşallah projemizin ilk müracaatlarını almaya başladık ve KOSGEB toplantısında önümüzdeki hafta da bunu kamuoyumuzla bir kez daha paylaşacağız.

Gençlerde evliliğin teşvik edilmesi amacıyla çeyiz hesabı uygulaması hesabını başlattık. Çeyiz hesabında biriktirilen paranın yüzde 20’si oranında destek bundan sonra genç evlilerimize sağlanacak.

Esnafımıza 30 bin lira faizsiz kredi desteği uygulanması yolunda da gerekli adımları attık.

Gençlere 100 bin lira, özellikle de yeni Yönetim Kurulumuzun, Gençlik Kollarımızın, onların da olduğu bir huzurda tekrar ifade ediyorum, gençlerimize dönük bütün vaatler yerine geliyor, gençlere 100 bin lira faizsiz kredi desteğiyle ilgili de ilk uygulamalar başladı. Bu krediye uygulanacak yüzde 85 kefalet imkanı karı da Bakanlar Kurulundan çıktı.

İşletme büyülüğü 5 dekar altındaki meyve, sebze, süs bitki, ıtri, tıbbi, aromatik bitki yetiştiriciliği yapan çiftçilere destekleme kredileri de çıktı.

Seralarda maliyetleri düşürmek amacıyla seralara ticarethane elektrik fiyatı yerine, sulama suyu fiyatı uygulanacak.

Bu uygulamaların hayata geçmesiyle birlikte birçok kesimin derdine çare olduk, ama en önemlisi de bir kez daha halkımıza gösterdik ki, AK Parti’nin vaadi mutlaka gerçekleştirecek vaattir.

Hani 90’lı yılların başlarında seçim öncesinde 2 anahtar vereceğiz deyip de halkın elindeki bir anahtarı dahi alanlar var ya, o dönem işte eski Türkiye’ydi. Bizim öncülüğümüzdeki yeni Türkiye’de söz verildi mi yapılacak, bunu bir kez daha göstermiş olduk. Allah’ın izniyle milletimize verdiğimiz diğer sözleri de günü gününe gerçekleştirecek ve neticeleri burada, AK Parti Grubunda halkımızla hep paylaşacağız. AK Parti’nin siyaset anlayışı budur, biz söyleriz, söylediğimizi de eksiksiz yaparız Allah’ın izniyle. Bizim siyasetimizin ilk günden beri böyle bir ahlaki zemini vardır, bundan da vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi sonrasında Avrupa Birliği süreci olumlu yönde yeni bir ivme kazandı. Zirvede Avrupa Birliği lideriyle yaptığımız ikili görüşmeler ve heyetler arası temaslarla süreçte önemli ilerlemeler sağladık.

Avrupa Birliği Reform Eylem Grubu Toplantısında ilgili bakan arkadaşlarımızla biraraya geldik ve Avrupa Birliği-Türkiye zirvesinde aldığımız kararların uygulama takvimini gözden geçirdik.

Bu toplantıdan 3 gün sonra da AB üyelik müzakerelerinde 17 numaralı ekonomik ve parasal politika faslı açıldı. Yaklaşık 3,5 yıldan sonra ilk kez bir fasıl açıldı ve aynı şekilde inşallah önümüzdeki dönemde de 5 kritik faslın açılması için müzakereleri yürütüyoruz.

Brüksel’de katıldığım Fikirdaş Ülkeler Toplantısı, yine Avrupa Birliği’nin önemli ülkeleriyle gerçekleştirdiğimiz toplantı da son derece verimli geçti. Burada Almanya Başbakanı Sayın Angela Merkel ve Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile ayrıca biraraya geldim. Şunu hep ifade ettik: Avrupa Birliği’nin evrensel normlarında ifadesini bulan değerler bizim de değerlerimizdir. Biz bu değerleri öncelikle ülkemiz için, milletimiz için önemsiyoruz. Müzakerelerin düşük profilli seyrettiği zamanlarda bile AK Parti hükümetleri olarak biz Avrupa Birliği normlarına yönelik hedeflerimizden geri adım atmadık. Demokratik ve müreffeh bir ülke olma yolundaki pek çok iyileştirmeyi, ilerlemeyi hayatımıza geçirdik. Önümüzdeki dönemde de bu ilke siyasetimize yön vermeye devam edecektir.

Her zaman vurguluyoruz, her Avrupa Birliği toplantısında vurguluyoruz; Türkiye Avrupa Kıtası’nın bir parçasıdır, Türkiye Avrupalı, Asyalı, Ortadoğulu, Kafkaslı, Balkanlı bir halktır ve Avrupa tarihi biz olmadan yazılamaz, Avrupa’nın geleceği de biz olmadan tayin edilemez.

Son Grup Toplantımızdan bu yana başka dış temaslarımız da oldu. Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Sayın Dragan Çoviç ve Konsey Üyesi Sayın Bakir İzzetbegoviç’le Ankara’da biraraya geldik.

Ardından dost ve komşu Bulgaristan’a bir ziyaret gerçekleştirdik. Bulgaristan Cumhurbaşkanı Sayın Plevneliev ve Başbakan Sayın Borisov’la çok yararlı, verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Bulgaristan’daki soydaşlarımız temsil eden kanaat önderleri ve sivil toplum temsilcileri kardeşlerimizle buluştuk, dertleştik.

Avrupa ve Balkanlar’daki temaslarımızın ardından çok boyutlu dış politikamızın bir göstergesi olarak Türk-Afrika Düşünce Kuruluşları Buluşmalarına katıldık. Orada onlara da zikrettim, Türkiye, Avrupa ve Asya ülkesi olduğu gibi, aynı zamanda bir Afrika ülkesidir. Asırlarca Orta Afrika’ya kadar dost ve kardeş halklarla birarada yaşadık, önümüzdeki dönemde de Türkiye-Afrika ilişkileri son yıllarda kazandığı ivmeliği hiç kaybetmeden derinleşerek, güçlenerek devam edecek.

Önemli bir görüşmemiz de Hamas Siyasi Büro Başkanı dostum Sayın Halid Meşal’le oldu. Kadim arkadaşımızla, dostumuzla çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede her zaman ve zeminde Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu kararlılıkla bir kez daha ifade ettik. Geride bıraktığımız haftada aldığı Nobel Ödülüyle milletçe göğsümüzü kabartan Profesör Doktor Aziz Sancar Hocamızla sohbet etme imkanı da bulduk.

Bu vesileyle bir üzüntümüzü ve sitemimizi de sizlerle paylaşmak isterim. Sosyal medyada, kimi köşelerde, ekranlarda milletimize Nobel başarısının sevincini yaşamayı çok gören kimi nadanlar hem bizi, hem Aziz Sancar Hocamızı üzdü. Bir öğretim üyesi olarak, bir meslektaşı olarak Aziz Sancar Hoca’nın sadece Nobel Ödülü olmasıyla değil, Nobel Ödülü aldıktan sonra gösterdiği vakur duruşuyla gurur duyduğumu ifade ettim, hep gurur duyuyoruz, gurur duyacağız.

Bilim adamı olmak demek sadece laboratuvarlarda ya da kütüphanelerde ilmi çalışma yapmak demek değildir. Bilim adıma olmak tarihe, mekana karşı sorumluluk hissi içinde bir duruş sahibi olmak demektir ve bu konuda da Aziz Sancar bundan sonraki bilim adamlarımıza da örnek olacak bir tavır sergilemiştir. Aziz Hocamıza arzu ettikleri kalıba, o dar dünya görüşlerine sığdıramayanların sergiledikleri tahammülsüz tutum ibretlikti. Profesör Doktor Aziz Sancar sadece başarısıyla değil, sergilediği tavırla kendi dar dünyalarına sıkışanlara da önemli bir mesaj vermiştik. Aynı mutaassıp, nezaketsiz, sevgisiz çevreler benzer hastalıklı tutumu birkaç gün öncede duayen fotografçı Ara Güler dostumuza karşıda sergilediler. Dünya çapında bir değer olan büyük fotoğraf sanatçısı Ara Güler Cumhurbaşkanımızın fotoğraflarını çekti diye adeta linç edilmeye çalışıldı. Gerçekten üzülüyorum bu nasıl bir tahammülsüzlüktür? Dünya çapında yetiştirdiğimiz değerlere karşı sadece ve sadece bu ülkenin değerlerine sadık kaldıkları için tepki göstermek nasıl bir tahammülsüzlüktür? Bu insanlar içlerindeki bu sevgisizliği, bu hoyratlığı ne zaman, nasıl biriktirdiler, büyüttüler ve bunu bir tavır haline dönüştürdüler anlamakta zorluk çekiyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde sevgisizliğin yerini muhabbet alacak, bu gönül köprülerini yeniden kuracağız ve karşılıklı saygı içinde dünya tarihine ve insanlığın değerlerine büyük katkılarda bulunacak yeni öncüler yetiştireceğiz.

Bunlar bizim toplumumuza yakışan haller değil. Asırlarca bu topraklarda nasıl muhabbet iklimi yaşanmışsa yine yaşanacak. Aynı hafta önemli bir etkinliğimizde şehit yakınları ve gazilerimiz için düzenlenen iş kurası töreni oldu. Aziz şehitlerimizin bizlere emaneti olan yakınlarıyla, gazilerimizin bizzat kendileri ya da yakınlarının devlette çalışacakları alanları belirledik. 1670 kardeşimize kadro sağladık, böylece son 2 yılda bu doğrultuda yaptığımız atama sayısı 14209 oldu. Bu toplantı vesilesiyle şehitlerimizi bir kez daha rahmetle andıktan sonra, bir başka anma için Konya’ya gittik. Şeb-i Arus törenlerinde Hazreti Mevlana’yı andık ve onun bu toprakları besleyen irfanıyla feyizlendik. Hafta sonu ise iş dünyamızla yoğun bir mesai yaptık. DEİK, MÜSİAD ve ASKON’un toplantılarında Türkiye’nin gelecek hedeflerini konuşma imkanı bulduk. İş dünyamızın azim ve gayretini görmek, Türkiye’ye hizmet aşkımızı tazeledi. Son dönemde ilan edilen bazı veriler doğru yolda olduğumuz bir kez daha göstermiş ve hizmet aşkımızı da tazelemiştir. 2015 yılında beklentilerin üzerinde bir performans sergileyen ekonomimiz ikinci çeyrekte yüzde 3,8 ve üçüncü çeyrekte yüzde 4 büyüyerek dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yerini almıştır. Ekim ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 oranında önemli bir artış gösterdi. 2005 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştık. Arındırılmamış verilere göre ise sanayi üretiminde yıllık artış dikkatinizi çekiyorum yüzde 14,7 oldu. 1 Kasım seçimleriyle bunun devam edeceğini, önümüzdeki 4 yıllık perspektifte ve gelen siyasi istikrarla birlikte sanayi üretiminin dördüncü çeyrek büyümesine ciddi katkı sağlayacağını görüyoruz.

Ayrıca yine dikkatli bir veri iş dünyamızdaki hareketlenmeyi gösteren bütün dünyada piyasalarda, pazarlarda daralma varken çok önemli bir göstergeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kasım ayında kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre kurulan göre yüzde 11,35 artarak 5456 oldu. Kapanan şirket sayısı ise yüzde 23,82 azaldı. Piyasa beklentilerinin çok üstünde gerçekleşen üçüncü çeyrekteki yüzde 4’lük büyüme Hükümetimizin 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasındaki dönemi ekonomik istikrardan taviz vermeden başarılı bir şekilde yönettiğimizin bir göstergesidir.

Hepiniz hatırlayacaksınız, 7 Haziran akşamı partimizin balkonundan yaptığım konuşmada o gece Türkiye’ye kaos gelir, kriz gelir diye neredeyse büyük beklentiler içine giren, hayaller kuranlara dönerek seslenmiştim ve demiştim ki, hiç kimse merak etmesin. AK Parti iktidarda oldukça, AK Parti Türkiye’de siyaset yaptıkça bir an dahi bu ülkede yönetim boşluğuna izin vermeyeceğiz. Eğer o gün bazılarının beklediği gibi yüzde 41 gibi yüksek bir oy oranına sahip olmamıza rağmen bazılarının beklediği gibi paniğe kapılsaydık, millete sitem etseydik ya da kendi içimizde gereksiz tartışmalara girmiş olsaydık bugün bu ekonomik veriler ortada olmazdı ve Türkiye çok büyük bir ekonomik krizin içinde olurdu. Eğer ondan sonraki dönemde sabırla, basiretle, muhalefet liderleriyle konuşarak, ama onların sorumsuzluklarını da halka göstere göstere 4,5 ay memleketi hiçbir iktidar boşluğu olmadan yönetmemiş olsaydık bugün bu tabloyla karşı karşıya kalmazdık. 7 Haziran akşamı verdiğim sözü bir daha tekrarlıyorum; bundan sonra AK Parti Türk siyasetinin içindeyken hiç kimse kaos, kriz beklentisi içinde olmasın, biz buna izin vermedik, vermeyiz.

258 milletvekiliyle, çelik gibi bir grupla, ama 258 milletvekiliyle tek parti iktidarı olma şahsını kaybettiğimiz günlerde göstermediğimiz bir zaafı, 317 milletvekiliyle güçlü bir çoğunluğa sahipken hiçbir şekilde göstermeyiz. Milletimiz müsterih olsun, her türlü kriz, kaos planına karşı dimdik duran bir AK Parti var ve AK Parti dimdik durdukça milletimizin kaderi de inşallah hep hayırlı yolda ilerleyecektir.

2002 yılında yüzde 10,8 olan genel devlet açığının milli gelire oranını yüzde 1 seviyelerine gerilettik. Önümüzdeki günlerde kalıcı bütçeyi görüşeceğiz. Keşke bu kürsüden yaptığım çağrıya Ana Muhalefet Partisi olumlu cevap verseydi de kalıcı bütçeyi bu ay içinde çıkarsaydık ve Ocak’tan itibaren reform görüşmelerine başlasaydık, ama izin vermediler, ama yine küçük kısır siyasi hesaplar yaptılar. Olsun, biz sabırlıyız, inşallah Ocak ayı içinde kalıcı 2016 bütçesini yapacağız. Artık genel devlet bütçesini inşallah dengede kapatmayı hedefliyoruz, o bütçe açıkları dönemi geride kaldı. Hem vaatlerimizi gerçekleştireceğiz, hem de bütçe dengesi konusunda hiçbir zaaf göstermeyeceğiz.

AK Parti kadroları iki seçim arasında iş dünyasına ve millete güven verebilmiş, ekonomiyi siyasi istikrarsızlığa ve popülizme kurban etmemiştir, 2016 yılı ise inşallah çok daha iyi bir yıl olacak.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta hayırlıysa Gençlik Kolları Kongremizi gerçekleştirdik. Davamızı omuzlayan genç kadrolarımız için buradan değerli kardeşimiz Melih Beyle birlikte bir kez daha muvaffakiyetler diliyorum, Allah yar ve yardımcıları olsun.

Bu vesileyle şu hususa dikkat çekmek istiyorum: Bakınız AK Parti olarak bizim en dinamik, en genç kadrolarında bile yenilenmeyi hakim kılan bir anlayışımız var. AK Parti kurulduğu günden itibaren siyaseti gençleştiren bir partidir. AK Parti’de hizmet bir yarıştır ve bu yarış hiç bitmez. Türkiye’nin AK Parti hükümetleriyle yakaladığı dinamizmin ve art arda gerçekleştirdiği atılımların arkasında da bu sır vardır.

Bakın, seçimleri kazandık, hiçbir rehavet içine girmedik,  Kadın Kolları Kongremizi yaptık büyük bir coşkuyla, Gençlik Kolları Kongremizi yaptık. Diğer partiler iç çekişmelerle, kurultay yapar mıyız, yapamaz mıyız tartışmaları içine girmişken, AK Parti planladığı her şeyi millet içinde, kendi içinde de planladığı her şeyi vakti geldiğinde yapıyor.

Özellikle gençlerimize, geçtiğimiz Pazar günü Ankara’da gerçek bir demokrasi şöleni vermiş olan gençlerimize buradan teşekkür ediyorum. Soğukta binlerce gencimiz salonun dışında bizi bekliyordu, hepsi geleceğe aşkla, ümitle, sevdayla bakıyordu. Hepsinin gözlerinden öpüyor, AK Parti Grubu adına yeni Gençlik Kolları Yönetimine de hayırlı hizmetler diliyorum.

AK Parti siyasetinde dinamizmin kaynağı gençliktir, AK Parti iktidarlarında en büyük yatırım gençliğe ve geleceğin Türkiye’sine yapıldığı içindir ki başarı çıtası hep yükselmiştir. Son 14 yılda büyük adımlar attık, bu adımların her defasında hedefine ulaşması bu hareketin gençliğe yaslanmasındadır, bu hareketin gençlikten güç ve enerji almasındadır. Bu anlamda AK Parti siyasetinin asli taşıyıcı unsuru gençliğimizdir. Gençlik bizim gelecek davamızdır, geleceğe emniyet ve güven içinde dava sahibi, fikir sahibi, dert sahibi gençlerimizle birlikte yürüyeceğiz. Davamız, hukuk ve adalet davasıdır. Davamız, demokrasi ve özgürlük davasıdır. Davamız, bütün insanlarımızın hukukunun korunması davasıdır. Davamız, milletimizin bütün farklı unsurlarını kardeş kılma davasıdır. Davamız, Türkiye’yi kalkındırma, Türkiye’nin geleceğini inşa etme davasıdır.

Türkiye’nin hak ettiği seviyeleri yakalaması için yapacaklarımız henüz bitmedi. 1 Kasım’da halkımızdan aldığımız emanetin hakkını inşallah yeni dönemde yapacaklarımızla vereceğiz.

Değerli arkadaşlarım, biz her vesileyle muhalefet partileriyle diyalogdan yana bir tutum sergilemeye çabalıyoruz, ama ne yazık ki benzer bir tavrı, anlayışı, medeni ve olgun bir siyaseti onlardan göremiyoruz. Durum o kadar şirazesinden çıkmak üzere ki, artık siyasetin içinde aynı dilden konuştuğumuz bile şüpheli bir hal aldı.

64. Hükümet olarak Meclisten güvenoyu aldığımız gün vatandaşlarımızın huzurunda muhalefete bir çağrıda bulunduk, yapıcı eleştirilerini, önerilerini ele alacağımızı ve görüşlerinden yararlanacağımızı ifade ettik. Ayrıca, tüm muhalefet partileriyle görüşme kanallarını açık tutacağımızı da dile getirdik, bugün de bu söylediklerimizin arkasındayız. Kapımız ülkesinin menfaatini, vatandaşını huzurunu gözeten, şer odaklarına fırsat vermemek için mücadele eden herkese siyasi görüşü ne olursa olsun açıktır. Biz önce vatandaşımızın, sonra da vatandaşlarımızı temsil eden tüm siyasi partilerin bizden beklentilerini dikkate alırız, kimseyi yok saymayız, dışlamayız, ötekileştirmeyiz. Özellikle de coğrafyamızın sıkıntılar yaşadığı şu günlerde birlik içinde, Türkiye’nin her zaman gösterdiği o birlik ve beraberliği sergilemek durumundayız. Milletimizin oylarıyla Mecliste bulunan vekiller olarak, Hükümet-muhalefet demeden ülkemiz için el ele, omuz omuza vermeliyiz. Ama maalesef muhalefet kanadında gerçekten yadırgadığımız, siyasi ahlaka aykırı bir anlayışla karış karşıya bulunuyoruz, bunu da aziz milletimizle paylaşmak istiyorum.

Bu Mecliste siyaset yapan tüm partilerin Hükümetimizi eleştirme hakkı tabi ki vardır, bu demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Ancak, bizi şikayet edecekleri tek merci milletimizdir. Maalesef muhalefet saflarında uluslararası basına ülkesi aleyhine demeç verenler, ülke ülke gezip Türkiye’yi şikayet edenler var. Milletimize gidip bizim hakkımızda konuşmaktan korkanlar, çekinenler, bizimle problemli ne kadar başkent varsa oraya gidip onlarla işbirliği yapmaktan hiç çekinmiyorlar. Fırsatını yakaladığı her ortamda yalanlar ve iftiralarla ülkesini karalayanlar, halkın zihnini bulandırmaya çalışanlar var. Bu ülkenin insanlarından oy almış, vekalet almış ve bu ülkenin değerlerini korumak üzere yemin etmiş siyasetçilere bu tavırlar yakışmıyor.

Bu arada, teröre destek verenlerin yalanları, iftiraları da bitmek bilmiyor. Bunların eşbaşkanlarından birisi çıkıyor, Diyarbakır Sur’da Kurşunlu Camii’si havadan bombalandı diye bir iddia ortaya atabiliyor. Modern bir çağdayız, bir cami eğer havadan bombalanmış olsa Allah muhafaza, Türk Silahlı Kuvvetleri en büyük emanet olarak bu ülkenin ve dünyadaki her yerdeki camileri korunacak mekan olarak görür.

Hiç unutmadığım bir hatıramdır; Kosova’da Kosova müdahalesi esnasında Kosova’daki kardeşlerime zulmeden Sırp çetelerine karşı Türk Silahlı Kuvvetleri müdahale yaparken, daha sonra Kosova’da o müdahaleyi izleyen Kosovalı kardeşlerimden dinlemiştim, bu Sırp çeteler yığınaklarını sırf korunsun diye camilerin kenarlarına yapıyorlar ki bombalanmasın diye. Türk savaş uçakları gelir, caminin hemen yanında bile olsa camiye zerre miktar zarar vermeden o çetelerin yerlerini imha edeler. Ve o zaman Kosovalı kardeşlerimiz şunu der: İşte Mehmetçik adını -Mevlidi Nebi bugün- Hazreti Peygamber’den alan bir ordunun neferleri camiye bomba gönderir mi?

Mehmetçiğini birinci ve öncelikli vazifesi, Türkiye’de ve Türkiye dışında kutsal mekanlarımızı, makamlarımızı korumaktır.

("Şırnak seninle gurur duyuyor" sesleri) Biz de Şırnak’la gurur duyuyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubundan Şırnak’a selamlarımızı iletiyoruz.

Bu vesileyle… ("Yaşasın kardeşlik, kahrolsun PKK" sesleri) İnşallah, kardeşlik var olacak.

Bakınız, bir kahraman kadınımızdan size bahsetmek isterim. Şırnak Kadın Kolları Başkanımız Hatice Hanım, birçoğunuz tanırsınız. İki gün önce Hatice Hanımın arabasını yaktılar, ailesinin evine saldırdılar. Gece Hatice Hanımı, o kahraman AK Parti Kadın Kolları Başkanımızı aradım, ailesiyle beraberdi gece geç vakit, Hatice Hanım, yanınızdayız, sizinle beraberiz dedim. O yiğit kardeşimiz, yiğit Kürt kadını döndü dedi ki, bunlar ne yaparsa yapsın Sayın Başkanım, bilin ki biz Şırnak’ta da, Türkiye’de de, her yerde de vatanımızın birliğini, Al Bayrağımızın kutsiyetini korumaya devam edeceğiz.

Bu mücadele sürerken bu mücadeleyle ilgili ayrıca sizlerle paylaşacağım hususlar var ama, mesele bu terör destekçisi partinin eşbaşkanlarının, grup başkanvekillerinin dillerinde.

Şimdi de bakınız, bunlar biliyorsunuz herhalde yarın Moskova’ya gidecekler. Tabi Türkiye özgür bir ülke, herkes istediği yere istediği şekilde gidebilir, istediği devletle görüşebilir, bunda hiçbir sıkıntımız yok. Ama, neden 2 ay önce gitmediler, neden 1 sene önce gitmediler? Neden bu milletin hava sahasını ihlal ettikleri için kriz yaşadığımız bir ülkeye tam da böyle bir zamanda gidiyorlar? Arkadaşlar, bunlar milletle beraber hareket etmektense, Türkiye’yle kimin derdi varsa onlarla birlikte işbirliği yapmayı kendilerine ahlak edinmişler.

Bir grup başkanvekili de açıkça çıkıp hendeklerini savunuyor, yüzü kızarmadan vatandaş hendeklerle kendisini saldırılardan korumaya çalışıyor diyebiliyor. Seçmenden aldığı oya ihanet eden bir yapı var karşımızda, millete ihanet eden.

Şimdi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da belki iyi niyetlerle, mutlaka iyi niyetlerle bu parti için oy vermiş kardeşlerimize sesleniyorum; siz, 93 Harbi’nin acılarıyla o toprakları savunanların torunlarısınız. Siz, Sarıkamış’ta saf saf bu topraklar için şahadete yürüyenlerin torunlarısınız. Siz, Van’dan o Sarıkamış’a doğru yürüyen 120 yiğit gencin çocuklarısınız. Lütfen bir muhasebe yapınız ve bunların bu milletin kaderini olumsuz yönde etkileyecek her türlü çaba içinde olan merkezlerle nasıl işbirliği içinde olduklarını görün. Bunların derdi, Doğu’da, Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın hakları, hukukları değil. Bunların derdi, Türkiye’nin birliğiyle, beraberliğiyle, dirliğiyle. Eminim, onlara en büyük dersi de, cezayı da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kardeşlerimizi verecek.

("Yaşasın kardeşlik, kahrolsun PKK" sesleri) Kardeşlik bu topraklarda ebediyen var olacak.

Maalesef yalan ve iftira konusunda muhalefetin büyüğü de, küçüğü de aynı noktada. Biliyorsunuz CHP’li bir milletvekili de sarin gazı iftirasını ortaya attı. Ne dedi Sayın Kılıçdaroğlu gazetecilere bu söz üzerine? CHP’li bir milletvekili Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini veya Türkiye Cumhuriyeti’ni sarin gazı sattığı veya ihraç ettiği iddiasında bulunduysa diyeceğiz ki, kusura bakma, senin partide işin yok dedi. Bunu Sayın Kılıçdaroğlu dediğinde ümitlenmiştik. Ama işte görüyorsunuz, kaç gün geçti, bu rezil yalan için parti yönetimi parmağını bile kıpırdatmadı. Muhalefet tarafından insafsızca ortaya atılan onlarca yalanı milletimiz görüyor, milletimiz her şeyin farkında. Biz işimize, gücümüze bakacağız, enerjimizi bunlara harcamayacağız.

Yine aynı milletvekilinin bir başka ülkeyi kastederek, o ülke Türkiye’yle savaşırsa o ülkenin yanında yer alırız dediğine de şahit oldunuz. İşte Ana Muhalefet Partisi’nin de, terörle işbirliği yapanların da zihniyeti bu, kimin Türkiye’yle problemi varsa onlar onlarla dost. Biz ise sadece ve sadece milletle dost olduk, milletin bağrından çıktık, milletle beraber yürüdük, milletle birlikte geleceğe adım atacağız inşallah.

Biz kardeşliğimizin eskisinden daha güçlü tesisi için bu ülkenin birliğine saldıranlara yönelik kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiçbir fitne odağı bizim bu kardeşlik ruhumuzu çiğneyip geçemez. Ülkemizin zenginliği 78 milyon vatandaşımızın birlik, beraberlik ruhudur. Milletimiz bize inanıyor, güveniyor, terörle mücadelede de bu güven tamdır. Terör odaklarıyla mücadelede tüm vatandaşlarımız da yanımızda, biz de onların yanındayız ve onların huzuru için gece-gündüz mücadele ediyoruz. Bu birliğin, bu desteğin, ortaya çıkan bu gücün farkında olan terör örgütüyle destekleyicileri de çaresizliklerinin üstünü yalanlarla, iftiralarla örtmeye çalışıyor. Ama halkımız bu yalanlara itibar etmedi, etmiyor. Halkımız terörün baskısına boğun eğmiyor, dirayetli duruşundan taviz vermiyor.

Değerli arkadaşlarım, terör örgütü… ("Başbakan Ahmet, vatan sana emanet" sesleri) Vatan bütün AK Parti kadrolarına emanet.

Değerli arkadaşlarım, terör örgütü Diyarbakır’da, Mardin’de, Şırnak’ta vatandaşlarımızın hayatını hiçe sayarak saldırılar gerçekleştiriyor. Terör örgütü şehir merkezlerinde hendekler kazıyor, barikatlar kuruyor, camileri, okulları yakıyor, sivilleri kendine kalkan yapıyor, güvenlik güçlerimizle vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmeyi hedefleyen kirli bir tezgah peşindeler. Ben burada bütün vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum, şu ana kadar terör örgütünün bu tuzaklarına hiçbir vatandaşımız düşmedi.

Vatandaşlarımız emin olsunlar, terör hayata düşmandır ve devletin görevi hayatı korumaktır. Hereksin hayat hakkını korumak, devletin ve hükümetimizin asli vazifesidir. Türkiye hukuktan, demokrasiden, adaletten ve kamu düzeninden geriye hiçbir adım atmayacaktır. Vatandaş ile teröristi net olarak birbirinden ayıran bir dikkatle, bir özenle hareket ediyoruz. Vatandaşlarımızın emniyet ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacağız. Biz Hükümet olarak diyoruz ki, hiçbir vatandaşımızı terörün, şiddetin kucağına, insafsızlığına bırakmayacağız. Evlerini terk eden vatandaşlarımız, dükkanlarını açamayan esnafımız, okullarına gidemeyen öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz müsterih olsunlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetimiz daima yanlarındadır, yanlarında olacaktır.

Terörden, şiddetten mağdur olan vatandaşlarımızın gördükleri zararları karşılayacak güçteyiz. Terör sebebiyle ellerinde tek bir bavulla yollara düşen insanlarımızın, haftalardır dükkanını açamayan esnafımızın, okula gidemeyen öğrencilerimizin her türlü ihtiyaçlarını karşılayacağız. Dün bu gündemle Bakanlar Kurulunda çok detaylı görüşmeler yaptık. Tek tek ilçelerimizi, illerimizi ele aldık ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını tespit eden önemli kararları ve talimatları arkadaşlarımıza ilettik. Biz hiçbir vatandaşımıza uzak değiliz, hiçbir insanımızı da yalnız, kimsesiz, sahipsiz bırakmadık, bırakmayacağız, bu ülkede kimse sahipsiz değildir.

Terörist saldırı ve baskılar sebebiyle evlerini, barklarını terk ederek başka yerlere göç ede bütün kardeşlerimizin de bütün imkanlarımızla yanlarındayız. Bunların giderilmesi için her türlü tedbiri değerlendirdik, aldık ve karara bağladık. Valilerimiz bu yönde bütün vatandaşlarımızla doğrudan temasa geçerek ihtiyaçlarını karşılayacak.

Bu ülkede bayrağımızın dalgalandığı hiçbir yerde insanlarımızı evsiz, barksız, yurtsuz, okulsuz bırakmayız. Terör dolayısıyla evlerini terk etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın kaymakamlara ve valiliklere müracaatları halinde gerekli her türlü destek verilecek. Biz vatandaşlarımızı değil namerde, merde daha muhtaç etmeyiz.

Sur başta olmak üzere birçok ilçemizde, ilçe merkezlerinde ticaret yapan esnaf kardeşlerimiz terör nedeniyle çok ciddi ekonomik kayıplar ve mağduriyetler yaşamışlardır, yaşamaktadırlar. Esnaf kardeşlerimizin kayıpları ve mağduriyetleri giderilecek. Mükelleflerimizin, vatandaşlarımızın 1 Aralık 2015-29 Şubat 2016 tarihleri arasına denk gelen 3 aylık süredeki vergi beyannameleriyle sigorta bildirgelerini vermek süresini 31 Mayıs 2016 tarihine erteledik. Vatandaşlarımız bu beyanname veya bildirgelerinde beyan ettikleri vergi ve sigorta primlerini 31 Ağustos 2016 tarihine kadar ödeyebilecekler. Hiçbir şekilde bu bölgede terör mağduriyeti yaşayan ilçelerde bulunan vatandaşlarımızın, esnaflarımızın vergi ve sigorta primleri konusunda kaygı duymasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

Ayrıca, Yeniden Yapılandırma Kanunundan yararlanan sigorta mükelleflerimizin bu kanun kapsamında yapacakları taksit ödemelerini de 31 Ağustos 2016 tarihine kadar erteledik.

Son yıllarda terör örgütünün eğitim-öğretim sürecine ve kurumlarına yönelik yıldırma, tahrip etme ve engelleme eylemleri dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yılda eğitim-öğretim takvimi başladığı andan itibaren okullar önünde barikatlar kurma, okullara molotof kokteyli saldırılar düzenleme gibi birçok terör eylemiyle karşı karşıya kalmıştık. Bölgeye yaptığımız kamu yatırımlarına ve özellikle de okullara yönelik saldırılar oldu, çok sayıda okul kullanılamaz hale getirildi, eğitim-öğretim takvimi ve süreci sabote edilmeye çalışıldı. Güvenlik güçlerimizin, öğretmenlerimizin gayretleri ve halkımızın destekleriyle bunları geçen yıl açtık. Bu yıl da eğitim-öğretim yılının başından beri çocuklarımızın eğitimini engellemeyi amaçlayan hendek kazma, patlayıcı ile tuzaklanmış barikatlar kurma, okul yakma türünden terör eylemleriyle karşı karşıya kaldık. Bu yaşananlar üzerine hemen bir dizi tedbir aldık.

Bu tedbirlerin öncesinde şunu ifade edeyim: Oradaki öğrencilerimizin her biri, geleceğe umutla bakan öğrencilerimizin her biri bizim kendi evlatlarımızdır ve onların geleceğini karartmak isteyen kim olursa olsun, onları dağlara, teröre götürmek, kaçırmak isteyen kim olursa olsun karşılarında biz olacağız. Ve onların en iyi şekilde eğitim görmeleri, geleceğe hazırlanmaları için ne tedbir gerekiyorsa bunu da alacağız.

Başta Silopi ve Cizre ilçelerimiz olmak üzere sokağa çıkma yasağının uygulandığı yerlerdeki eğitim kurumlarımızda çalışan öğretmenlerimizi yasak kalkıncaya kadar izinli olarak tanımladık. Şunu da söyleyeyim: Bu öğretmenlerimizin birçoğu daha sonra Milli Eğitim Bakanlığımıza başvurarak, bize de doğrudan mesajlar göndererek her an vazifeye hazır olduklarını, en zor şartlarda dahi öğrencilerinden ayrılmak istemediklerini ifade ettiler. Bu meslektaşlarıma buradan teşekkürü bir borç biliyorum. Türkiye’nin geleceğinin o aydınlık yüzlü öğretmenlerin elinde olduğunu bir kez daha ifade ediyorum.

Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin can güvenlikleri ve daha sonra da sağlıklı bir ortamda eğitim-öğretim erişim imkanları temin edildikten sonra onlara hiçbir mağduriyet yaşatmadan eğitim süreci yeniden başlayacak.

Şunun altını çizerek tekrarlamak isterim ki; hiçbir çoğumuz, hiçbir öğrencimiz mağdur olmayacak, hiçbir öğretmenimiz öğrencilerimizden koparılmayacak. Onların hiçbir mağduriyet yaşamaması için Milli Eğitim Bakanlığımız gerekli bütün tedbirleri aldı, almaya da devam edecek.

Milli Eğitim Bakanlığımız bu süreçte yaşanabilecek eksiklikleri tamamlamak üzere hafta sonları ve gerekirse sömestr tatilinde yoğunlaştırılmış bir program izlemek üzere gerekli bütün tedbirleri aldı. Çocuklarımız ülkenin her tarafında olduğu gibi, 180 iş günü ve sağlıklı bir ortamda eğitim-öğretim alacaklar.

Değerli arkadaşlarım, bölgemizde birçok sıkıntı yaşanıyor, çevremizde birçok çatışma var. Bu yaşananların bizim sınırlarımızda birçok soruna yol açtığı da bir gerçek. Biz tüm komşularımızın toprak bütünlüğüne saygılıyız, bölgemizde sadece barış ve kardeşlik istiyoruz. Bu sadece bizim dış politikamızın ilkesel bir tutumu değil, aynı zamanda ulusal güvenliğimizin de bir garantisidir.

Suriye ve Irak’ta yaşananlar bu iki ülkeye de sınırlarımızda ciddi sorunlara sebep oluyor. Suriye’de uzun zamandır bir otorite boşluğu var ve kargaşa yaşanıyor. Başta mülteciler meselesi olmak üzere, Suriye’de yaşanan her olumsuzlukta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin alamadığı her kararın bedeli de maalesef Türkiye’yi etkiliyor. Birçok ülkede yaşanan bu kargaşayı arttıracak şekilde bölgeye müdahil olmaya çalışan taraflar var. Bu müdahaleler Suriye’deki sorunları çözmüyor, maalesef daha da büyütüyor.

Suriye’deki bütün tarafların orada bulunmak için ileri sürdükleri gerekçe DEAŞ’tır; ancak görüyoruz ki yaşananlar DEAŞ’la mücadeleyi aşan müdahalelerdir. Rusya’nın son zamanlarda, dikkatinizi çekerim, Suriye’de yabancı güç istemiyoruz diye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını 3 yıl bloke eden Rusya’nın son zamanlarda yaptığı 4198 sortiden, uçuştan sadece 391’i DEAŞ mevzilerine yöneliktir, diğer bombalamalar birçoğu Türkiye’ye yakın bölgelerde bulunmak üzere ılımlı muhaliflerin mevzilerine ve hatta sivil insanlara yönelik olmuştur.

Rus hava kuvvetlerinin 20 Aralık sabah saatlerinde İdlip şehir merkezine düzenlediği saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Bu saldırıda valilik binası ile yerleşim birimleri hedef alınmıştır. Saldırılarda ilk belirlemelere göre 40’tan fazla Suriyelinin hayatını kaybettiği, 35 Suriyelinin de yaralandığı ifade edildi, daha sonra bu ölü sayısının 200’e kadar çıktığı muhalif yetkililerce açıklandı.

Şimdi buradan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olması sıfatıyla dünyadaki barış ve güvenliğin teminatı gibi görülen Rusya’ya buradan sesleniyorum; sizin Suriye’deki mevcudiyetinizin temeli nedir? Niye yaptığınız hava operasyonlarının yüzde 90’nı sivillere ve muhaliflere, ılımlı muhalefete dönüktür? Neden DEAŞ’la mücadele için orada bulunuyoruz dedikten sonra Türkmen dağlarını, İdlip’i, Halep’i, masum sivil insanları bombalıyorsunuz? Biz her zamanki ilkesel tutumumuzu sürdürüyoruz DEAŞ’a karşı mücadelede uluslararası koalisyonun bir parçasıyız. Ama ister Rusya olsun, isterse başka zalim bir devlet olsun kim Suriye halkını bombalarsa onun da karşısındayız, karşında olacağız. Biz Sovyet dönemlerinde yapılan zulümleri de unutmadık. Daha sonraki dönemlerde Kuzey Kafkasya’da, Kırım’da yapılanları da unutmadık. Rusya Sovyetik palavralar ve Sovyetik iddialardan vazgeçerek diğer halklara dostlukla ve karşı saygıyla yaklaşmak zorundadır. Suriye toprakları Rusya’nın emperyal hedeflerinin parçası değildir, olmayacaktır. Suriye halkı bizim dost ve kardeş bir halkımızdır onların her derdine deva olmaya çalıştık, bundan sonra da Suriye halkını karşısında alanlar, Suriye halkına zulüm edenler karşısında bizi bulacaktır. Sınırımızın hemen ötesinde cereyan eden bu hadisede ölenlere Allah’tan rahmet, ölenlerin ailelerine ve tüm Suriyelilere başsağlığı ve sabır diliyorum. Bu tür katliamların Bosna’da da geçmişte örneklerini görmüştük, bugün Suriye’de görüyoruz. Müslüman kitlelere yönelik yapılan bu saldırıların arkasında kim olursa olsun hep beraber Ortadoğu’daki halkların kardeşliği adına bunlara karşı sesimizi yükselteceğiz. Özellikle bir hususun altını burada çizmek istiyorum, bugünkü saldırı da ölen ve yaralanan Suriyelilerin hepsi sivildi arasında tek bir terörist, hatta silahlı tek bir muhalif unsurda yoktu. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz Pazar günü Şam yakınlarında Doğu Guta’da bir pazar yerine yapılan saldırı hayatını kaybeden 65 ve yaralanan 120 Suriyelinin de büyük kısmı sivildi, bu insanlık adına utanç verici bir durumdur, bu saldırıları dehşet ve ibret içinde izliyoruz, bu saldırılarda sivillerin gözetilmediği açıktır. Rusya 30 Eylül 2015 tarihinde Suriye’ye girdiğinden beri inatla alanda büyük çoğunlukla ılımlı muhalifleri ve sivilleri hedef alıyor. Şimdilerde sivil yerleşim birimleri de artan oranda bu saldırılardan nasibini alıyor. Rusya Suriye’ye, DEAŞ’la mücadele kisvesi altında girdi kimse kendini kandırmasın gerçekler bellidir. Rusya bu süre zarfında 4000’ne yakın hava saldırısı düzenledi, bunların yaklaşık yüzde 91’i muhalifleri hedef aldı. Sonra ne oldu? Muhaliflerin güç kaybettiği yerlerde DEAŞ daha da güçlendi. DEAŞ bugün 30 Eylül’e kıyasla özellikle Suriye’nin kuzeyinde kendisine daha fazla alan bulmaktadır. DEAŞ’la mücadele halindeki muhaliflerin Rus uçakları tarafından doğrudan hedef alındığına şahit olduk. Muhalifleri temizleyelim, tüm dünyanın düşman ilan ettiği DEAŞ’ın çaresine bakarız yaklaşımı Suriye’yi tekrar Esad’a teslim etme hayalperestliğine işaret etmektedir. Rusya’nın alana girmesiyle sivil ölümlerde de, mülteci akınlarında da kayda değer artış yaşandı. Bu dönemdeki sadece Rusya bombardımanındaki sivil ölümlerin hava bombardımanındaki Türkiye’ye yakın bölgedeki sivil ölümlerin sayısı 600’ün üzerindedir. Bazı kuruluşlar bu rakamların 800 civarında, hatta 1000’e yakın olduğunu da belirtmektedirler. Bunu biz söylemiyoruz, bunun uluslararası insan hakları kuruluşları söylüyor. Bu bilançonun 150’den fazlasının çocuk olduğunu tüm dünyanın bilmesini istiyoruz.

Daha geçtiğimiz Cuma günü Güvenlik Konseyi Suriye’de beşinci yılını tamamlamak üzere olan ihtilafın çözümünü ilişkin yaklaşımı yansıtan bir siyasi karar aldı. Rusya’nın da yazımında aktif rol oynadığı bu kararın daha mürekkebi kurumadan Rusya’nın çıkıp sivilleri bombalaması, İdlip’te okulu bombalaması, valiliği bombalaması en iyi şekilde samimiyet testinde sınıfta kalmaktır. Bu karardan önce aynı sabah, Birleşmiş Milletler’den birkaç sokak uzakta Viyana formatında Uluslararası Suriye Destek Grubu toplantısı yapıldı. Rus Dışişleri Bakanından Suriye’de ihtilafın sona ermesini istediklerini duyduk, barış taahhütlerinden bahsetti. Bundan sonraki ilk somut icraatın İdlip şehir merkezinin bombalanmış olmasının izahı mümkün değildir. Bu günlerde Moskova’ya gidecek olanlara da bu soruları sormak isteriz. Kobani’de Kürt kardeşlerimiz şehit edildiğinde hepimiz buna karşı sesimizi yükselttik. Türkmen dağında Türkmen kardeşlerimiz şehit edildiğinde hepimiz sesimizi yükselttik. Şimdi İdlip’te Arap kardeşlerimiz şehit edildiğinde de sesimizi yükseltiyoruz. Ama Türkmenler ve Araplar katledildiğinde sessiz kalanlar, hatta onları katledenleri Başkentlerinde ziyaret edenler Suriye halkı nezdinde de aziz Türkiye ülkemiz nezdinde de Türk ve bütün Ortadoğu kavimleri nezdinde de hesap vereceklerdir. En büyük hesabı da Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımız nezdinden verecektir.

Uluslararası toplum içinde DEAŞ’la mücadelenin bu şekilde yürütüleceğine inanan herhangi bir ülke olduğunu düşünemiyoruz. Rusya’nın siviller ve ılımlı muhalifleri hedef almaktan bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Uluslararası toplumun bu konuda harekete geçmesini bekliyoruz, aksi takdirde Suriye ihtilafı daha yıllarca sürecektir, terör bitmeyecektir. Rusya’da artık kendisini ihtilafın bir tarafı haline getirmek üzeredir. Suriye halkını, sivilleri karşısına almıştır. Suriyeliler dirayetli, basiretli bir halktır hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün Suriyeli kardeşlerimiz, aziz komşularımız ve dostlarımızdır. Bu şiddetin ve baskının üstesinden Suriye halkı şüphesiz gelecektir. Biz de bu haklı mücadelelerinde Suriyeli kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Suriye halkının acıları artık sona ermelidir, Suriye’de gerçek bir barışın zemini hazırlanmalıdır. Türkiye, Suriye’nin demokratik bir düzene kavuşması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde kabul edilen karar ile birlikte Suriye’deki krizin çözümü yolunda kritik bir eşiğe gelindiğini görüyoruz. Suriye’deki krizin çözümü ancak Esad’ın yerini meşru bir hükümete bırakmasıyla mümkündür. Meşruiyetini tümüyle kaybetmiş bir yönetimin varlığını sürdürmesini öngören bir girişimin Suriye’ye barış ve istikrar getirmesi mümkün değildir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı sorunun diplomatik çözümü açısından olumlu bir adımdır, ancak bu kararın Suriye halkını Esad’ın zulmünden koruyacak bir gerçekçi bir perspektifi de ne yazık ki yoktur. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Cenevre bildirisi temelinde Suriye’de siyasi geçişe dayalı kalıcı bir çözüm için Suriye muhalefeti ve diğer fikirdaş ülkelerle birlikte gayretlerini sürdürecektir. Bildiğiniz gibi Irak’ta da terör örgütlerinin ve özellikle DEAŞ’ın yol açtığı ciddi sıkıntılar var. Irak Merkezi Hükümeti ve Silahlı Kuvvetleri DEAŞ saldırıları karşısında maalesef etkin tedbirler alamıyor. Musul gibi ülkenin ikinci büyük kentinin düşmesi bu tehdide karşı mücadelede yerel güçlerle birlikte uluslararası destek ve iş birliğinin gerekliliğini ortaya koymuştur. Biz bu çerçevede Irak makamlarının talepleri doğrultusunda gerek Peşmerge, gerekse Musullu yerel gönüllülere eğitim ve donatım desteği veriyoruz, bu desteğimiz Musul kurtarılıncaya kadar devam edecektir. Bu amaçla gönderdiğimiz eğitim birliğinin güvenliği için asker ve mühimmatta yeniden tanzimde dahil olmak üzere her türlü tedbiri almak durumundayız. Nitekim DEAŞ’ın Başika’daki eğitim kampımızın olduğu bölgeye gerçekleştirdiği saldırılar bu konudaki haklılığımızı bütün dünyaya göstermiştir. Türkiye komşu ülkelerinin toprak bütünlüğünün korunması ve bölgenin terör örgütlerinden arındırılması konusunda hassasiyet göstermektedir. Bizim bölgeye ilave olarak gönderdiğimizin askerimizin temel amacı DEAŞ’a karşı oradaki askerlerimizi, eğiticilerimizi daha iyi koruyabilmekti. Şimdi bu ilave olarak gönderilen askerlerin askeri gerekçeler göz önünde bulundurularak yeniden konuşlandırılması da söz konusu olmuştur. Ama şunu ifade edeyim: Kuzey Irak’ta ve Irak’ta bulunan bütün askerlerimiz, bütün silahlı kuvvetler mensuplarımız Irak'ın toprak bütünlüğüne saygı içinde faaliyet göstermektedirler ve oradaki mevcudiyetleri de bu çerçevede korunmaktadır. Terör tehdidi olduğu sürece orada varlığımızı hiçbir şekilde tehlikeye atmayacak şekilde teyakkuz halinde olmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, son günlerde kamuoyunu meşgul eden bir diğer konuda İsrail’le teknik düzeyde yönetilen müzakerelerdir. Bildiğiniz gibi İsrail’le ilişkilerimizin kesilmesi Mavi Marmara olayıyla ve orada aziz vatandaşlarımızın şehit edilmesiyle ilgilidir. Gazze’ye insani yardım götürmek üzere yola çıkan Mavi Marmara gemisini İsrail ordusunun saldırısına uğramış ve masum insanlarımız şehit edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Komitesinin raporlarıyla bu olayda İsrail’in sorumluluğu sabittir. İsrail, Gazze’ye insani yardım götüren sivil vatandaşlarımızı uluslararası kara sularında katletmiştir. Biz olayın ardından İsrail’le ilişkilerimizin normale dönmesi konusunda üç şartımız olduğunu açıkladık. Bir, İsrail Türkiye’den özür dileyecek. İki, şehit ailelerine tazminat ödenecek. Üç, Gazze’ye kısıtlamalar, ambargolar, abluka kaldırılacak. 2013 yılında Mart ayında İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından bir özür beyanı yapılarak birinci şart yerine getirildi. Bugün bazı açıklamaları dinliyorum, bu özür beyanıyla ilgili yapılan açıklamalar. Bu özür beyanı açık ve net bir şekilde yerine getirilmiştir ve hemen aynı gün içinde de yazılı olarak bu teyit edilmiştir. Ve bu anlamda da Türkiye Cumhuriyeti Devleti böyle bir olay için İsrail’e özür dileten ilk devlet olma onurunu da yaşamıştır. Biz haklarımız, hukuklarımızı korurken kimseye taviz vermedik, vermeyiz.

Diğer şartların yerine getirilmesi için iki taraf arasında görüşmeler sürmekteydi, şu anda da sürüyor. Şu anda bu görüşmeler evet olumlu bir seyir izlemekle birlikte, henüz nihai bir sonuç ortaya çıkmış değildir. O nihai noktaya ulaşılırsa bunu bütün açık yüreklilikle ve her zaman sergilediğimiz vakur bir tavırla kamuoyuyla paylaşır ve bu konuda gereğini yaparız. Onun için bu konuda yapılan spekülasyonlar dikkate alınmamalıdır. Bizim pozisyonumuz başta neyse, bugünde odur, yarında o olacaktır. Türkiye hem tazminat konusunda, hem de İsrail’in Gazze’ye karşı sürdürmüş olduğu gayri insani ambargo ve kısıtlamaların kaldırılması konusundaki taleplerinde ısrarlıdır. Bizim Gazzeli kardeşlerimize de, diğer mazlum kardeşlerimize de desteğimiz aynı şekilde sürecektir, bundan kimsenin şüphesi olmasın. 1 Kasım gecesi sadece 78 milyon vatandaşımızın değil, bütün gönül coğrafyamızın nasıl dualarla, niyazlarla bizim arkamızda durduğunu biz hiçbir zaman unutmadık. Türkiye ilk defa 100 yıl içinde ilk defa mazlum milletlerin İstiklal Harbinden sonra tekrar ümidi olmuştur ve buradan bu kürsüden, bu aziz kürsüden de ifade ediyorum hiçbir mazlumu yarı yolda bırakmadık, hiçbir mazlumu kaderine terk etmedik, etmeyeceğiz. Ve 20. yüzyılın, 21. yüzyılın en büyük mazlum halkı da Filistin halkıdır. Bütün dünya bizim İsrail’e ve Filistin’e yönelik tutumumuzu bilir. Bugüne kadar Filistin halkına en büyük desteği veren Türkiye ve AK Parti bundan sonra da sınırsız desteğini vermeye devam edecektir. Kudüs’ün Başkent olduğu özgür Filistin devleti kuruluncaya kadar bu desteklerimizin devam edeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Filistin halkıyla dostluğumuzu, kardeşliğimizi kimse, ama hiç kimse sorgulayamaz. Filistin davasına yönelik hassasiyetimizi sorgulamakta kimsenin haddi değildir.

Mavi Marmara saldırısı sonrasında hemen ertesi gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yaptığımız konuşma herhalde herkesin hafızalarındadır, o gün orada haykırdığımız gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. 2012 Gazze İsrail tarafından bombalandığında ben de Gazze’deydim. O bombalar atıldığı anda o bombalarda can veren aziz Gazzeli kardeşlerimizin, şehitlerimizin başında onların aileleriyle birlikte ağlayanlar, o acıyı hissedenler arasında bulunmak benim hayatım boyunca hiç unutmayacağım bir hatıra olarak hafızamdadır. O gözyaşları dinene kadar Gazze’nin yanında olmaya devam edeceğiz. Gazzeli çocuklar hür ve özgür bir Filistin’de büyüyünceye kadar, Gazzeli kadınlar eşimiz ne zaman şehit olacak diye yollara bakmadığı günle gelinceye kadar Gazze’de Şucaiyye Mahallesi ki son savaşta biliyorsunuz çok büyük bir direniş gösterdi, o mahallede kahramanlar, cesurlar mahallesinde Özgür Gazze halkı özgürlüğü hissedinceye kadar biz Gazze’nin yanında olacağız. Hiç unutmam değerli arkadaşlar, geçen sene Gazze bombardımanı devam ederken görüşmeler için Katar’a gittiğimde Sayın Halid Meşal’le görüştüğümüzde Filistin heyetiyle konuşurken şunu söyledim: Şucaiyye ki o mahallede İsrail işgalcilerine karşı mücadele yürütüyordu Gazzeliler, çok da şehit vermişlerdi. Onun adı nereden gelir bilir misiniz diye sordum? Merakla bilmiyoruz dediler. Arkadaşlar, Gazze’deki Şucaiyye Mahallesinin adı kahramanlar, cesurlar mahallesi orada son Osmanlı askeri son direnişini orada yaptığı için o mahalleye o ad onun için verildi. Kim şunu derse: Türkiye Gazze halkını unutuyor, Filistin’e olan desteğini göz ardı ederek İsrail’le yakınlaşma içine giriyor derse bize en bühtanı yapar. Biz bırakın müzakerelerde, gece rüyalarımızda bile Gazze’yi unutmayız, Filistin’i unutmayız, Kudüs’ü unutmayız, Mescid-i Aksa’yı gözümüzün önünde hep dipdiri tutarız, kimse bize Filistin dersi veremez, kimse bize Kudüs’ün, Gazze’nin hukukunu hatırlatamaz. Biz siyaseti bu ilahi, bu kutsi yol için bir hedef olarak yapıyoruz.

Daha 3 ay önce Filistin Bayrağı Birleşmiş Milletler’de göndere çekildiğinde de biz en ön sırada bulunduk. 2012’de Kasım ayında 29 Kasım’da Filistin üye olmayan devlet statüsünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda tanındığında Mahmud Abbas dışında o salonda olan yegane İslam dünyası temsilcisi Dışişleri Bakanı bendim. Onun için son Birleşmiş Milletler’de bayrak göndere çekildiğinde de Mahmud Abbas’la yan yana durduk, sarıldık ve Mahmud Abbas şunu söyledi: Biz o salonda o gün bizi savunan tek Dışişleri Bakanının siz olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Onun için bu bayrak töreninde en yakınımda sizin olmanızı istiyoruz. Ve evet o gün o bayrak töreninde Mahmud Abbas’la birlikte Filistin Bayrağının Birleşmiş Milletler’e göndere çekilmesini takip etmekten, milletimiz adına ona şahitlik etmekten büyük bir onur duydum. İnşallah o bayrak bir gün Kudüs’te dalgalanır. Gazze için doğru olan bizim içinde doğrudur, Filistin için yanlış olan bizim içinde yanlıştır.

Değerli dostum, Halid Meşal’le iki gün önce gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de bütün bu hususları kapsamlı bir şekilde bu konuları onunla ele aldık. Herhalde hiç kimse Gazze konusunda, Filistin konusunda Sayın Halid Meşal’den daha fazla duyarlı değildir. Herhalde hiç kimse bu konularda bizden daha duyarlı değildir. Bütün derdimiz aziz arkadaşlarım, bütün derdimiz, amacımız Filistinli kardeşlerimizin derdine deva olmaktır. İsrail’le ilişkileri normalleştirmeye yönelik girişimlerin ardındaki temel kaide budur. Filistin’i, Gazze’yi üzecek hiçbir adımı atmayız, ama onların yararına olacak her adımı da kim ne derse desin atmaktan tereddüt etmeyiz.

Değerli arkadaşlarım, Ankara Keçiören’de bulunan Osmanlı Pazarında meydana gelen yangın sebebiyle sıkıntıya düşen esnaf kardeşlerimize de buradan bir duyuru da bulunmak istiyorum. Her şeyden önce kendilerine geçmiş olsun diyorum, mal canın yongasıdır bunu biliyoruz, ama Allah cana getirmesin her derdin bir çözümü vardır. Hele hele iktidarda AK Parti varsa, hele hele iktidarda her bir vatandaşının yüreğindeki yangınla, dükkanındaki yangınla halleşebilen, onların içinden, bağrından çıkmış insanlar varsa her derde deva vardır, Allah başka acı göstermesin. Biz sıkıntıya düşen her insanımızın yanındayız, esnaf kardeşlerimizin yaşadıkları bu mağduriyetin giderilmesi konusunu dün Bakanlar Kurulumuzun gündemine aldık ve değerlendirdik. Bunun neticesinde bu vatandaşlarımıza Başbakanlık acil afet fonundan 20 bin Türk Lirası ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından 10 bin Türk Lirası olmak üzere dükkan başına 30 bin Türk Lirası yardım yapılmasını karara bağladık. Yangında tahrip olan dükkanların yeniden açılması içinde kendilerine destek olacağız. Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Bey’le de bunları konuştuk, inşallah o yangın yerlerinde daha nice bol rızıklar, hayırlı helal rızıklar kazanacak, yeni dükkanların yapılması içinde her türlü desteği vereceğiz. Esnafımızın sigorta ve vergi borçlarını da erteleyeceğiz. Biz hep dedik ki, Türkiye’de millet devletin değil, devletin milletin hizmetinde olacak. Bu devlet 78 milyon insanımızın devleti, 78 milyonun hizmetindedir. Nerede dara düşen varsa devlet bütün imkanlarıyla yardımına koşacak, derdine derman olacaktır. Her vatandaşımıza devletine inanacak, güvenecek bu güveni sağlamak bizim görevimiz. Bu güvenin teminini sağlamak her AK Partilinin görevidir, sorumluluğudur. Sizlerin bu bilinçle hareket ederek milletin emanetine bir hakkın yerine getireceğinizden hiçbir şüphem yok. Allah bizi milletimize mahcup etmesin. Allah bizi onun yolunda bu Mevlid-i Şerif günü. Mevlid-i Nebi Günü Hazreti Peygamberin yolundan ayırmasın, Allah bizi onun ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin, onun savunduğu her şeyi savunmayı, onun kaçındığı her şeyden kaçınmayı bize nasip eylesin. Allah gün gelip inşallah onun cemali ve Peygamberin huzuruna vardığımızda ak alınla, ak yürekle ve temiz bir defterle orayı ulaşmayı bize nasip eylesin. Ve bir gün Hazreti Mevlana’nın, Şeb-i Arus’un ifadesinde olduğu üzere son anda vuslata eriştiğimizde de bizi hesabı verenlerden eylesin.

Allah’a emanet olun, teşekkür ederim.

Haftanın Videosu Tümü
Sosyal Medya
Tavsiye Linkler
Harun KARACA'ya Yazın
         
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan mesajlar ile ilgili işlemler başlatılacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan mesajın sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
© 2018 - Harun Karaca | www.harunkaraca.com