Başbakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu’nun 25 Kasım tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni
Başbakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu’nun 25 Kasım tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni
Genel Başkandan / 25 Kasım 2015 Çarşamba

Başbakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu’nun 25 Kasım tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni

Aziz vatanımızın her bir köşesinden asil milletimizi temsil etmek üzere Ankara’ya teşrif eden değerli milletvekillerimiz, değerli dava arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum, 26. Dönem hayırlı olsun diyorum.

Böyle bir yasama dönemini böylesine coşkulu bir şekilde başlamamıza vesile olan değerli vatandaşlarımıza da bir kez daha teşekkür ediyorum.

Meclis çatısı altında gerçekleştirdiğimiz 26. Dönemin ilk Grup Toplantısında siz değerli yol arkadaşlarımla birarada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, Allah’a hamd ediyorum. Bu vesileyle, 26. Dönem Meclis çalışmalarının ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Konuşmama başlamadan önce, fark ettiğiniz gibi aziz bayrağımızın yanında bir rozet daha taşıyorum Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızın takdim ettiği, bugün 25 Kasım “Kadına Karşı Şiddete Dur De Günü.” Bütün bir millet olarak ülkemizin her yerinde her türlü şiddete, ama özellikle de kadınlara yönelik şiddet konusunda omuz omuza vermek ve bu şiddete karşı alınacak tedbirler konusunda birarada olmak hepimiz için bir vazife.

Buradan bütün kadınlarımızı, ailelerimizin, ülkemizin teminatı olan o aziz kadınlarımızı bir kez daha huzurunuzda saygıyla selamlıyorum. İnşallah şiddetin her türlüsüne son verdiğimiz günlerin yakın olduğunu ifade etmek istiyorum.

Ayrıca… ("Çorum seninle gurur duyuyor" sesleri) Biz sizlerle gurur duyuyoruz, Türkiye’nin her yerindeki dava arkadaşlarımızla gurur duyuyoruz.

Ayrıca, bugün çocuklarımız TEOG sınavına giriyor, bütün öğrencilerimizin gözlerinden öpüyor, başarılar diliyorum.

Türk demokrasisi 1 Kasım seçimlerinde bir kere daha dünyaya örnek olacak bir olgunluk sınavı verdi. 81 vilayette insanlarımız barış içinde ve yüzde 85’i aşan yüksek bir katılımla sandıklara giderek oylarını özgürce kullandılar. Bunun sonucunda, dünya demokrasilerinde az görülen bir oranla yüzde 95’in üzerinde temsil kabiliyetine haiz bir Meclis tablosu oluştu. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da az rastlanacak bir demokrasi başarısıdır. Oylarını kullanarak demokrasimize sahip çıkan, demokrasimizi güçlendiren her bir vatandaşımıza huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Aziz dava arkadaşlarım, 1 Kasım seçimleri AK Parti açısından da tam bir zafer tablosu ortaya çıkarmıştır. Milletimiz 7 Haziran’dan sonra büyük bir oy artışıyla 1 Kasım’da yeniden emaneti AK Parti’ye, yani bizlere, yani sizlere teslim etti. Bu emaneti 4 yıl boyunca onurla taşıma sözünü buradan, bu yüce çatı altından milletimize bir kez daha veriyoruz. Seçimlerde 23,7 milyon oy ile oyların yüzde 49,5’unu alarak Türkiye genelinde 317 milletvekili çıkardık. Ve en önemlisi, altını çizerek söylüyorum, bir tek bu Grupta bugün olan bir tabloya işaret etmek için söylüyorum, 7 coğrafi bölgede de AK Parti birinci oldu. Yüzde 95 oyla temsil kabiliyetiyle gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi büyük bir temsil niteliğine ulaştı. Ama şunu gururla ifade ediyorum: Bu temsil niteliği en fazla en kapsamlı şekilde AK Parti Grubunda tecessüm etti, başka hiçbir grup toplantısında Türkiye’nin çeşitliliği anlamında böyle bir temsil kabiliyeti yoktur ve olamaz, çünkü AK Parti milletin bağrından çıkmış, millete hizmet etmek için yola çıkmış kadroların partisidir. Böylece bir kere daha AK Parti’nin Türkiye’nin partisi olduğu, AK Parti’nin birlik ve bütünlüğümüzün teminatı olduğu gerçeği ispat edilmiş, ortaya çıkmış oldu.

Buradan 81 vilayetimize, bize oy versin, vermesin 78 milyon insanımıza bir kez daha teşekkür ediyorum.

Milletimiz bir kere daha bütün meselelerimizin çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu ilan etmiştir. Bize düşen, bu güven layık bir şeklide fedakarca çalışmak ve Türkiye’yi büyük hedeflerine, öncelikle de 2023 hedeflerine ulaştırmaktır. İnanıyorum ki, yeni dönemde 13 yıllık büyük başarılarımızı daha da büyütecek adımları kararlılıkla atacağız. Bütün arkadaşlarımla hepinize güveniyorum. İnşallah yeni dönemde ülkemizi daha iyi seviyelere taşımak için omuz omuza hep birlikte çalışacağız, hep birlikte ter dökeceğiz, hep birlikte emek vereceğiz, gönül gönle parlak bir geleceğe birlikte yürüyeceğiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ilk kez görev alan arkadaşlarımı hassaten tebrik ediyorum. Allah bu millete, gönül coğrafyamıza ve insanlığa hizmet yolunda emek ve gayretlerinizi zayi etmesin.

Değerli arkadaşlarım, 3 Kasım 2002’den milletimizden aldığımız emaneti bugüne kadar 13 yıl boyunca layıkıyla taşıdık, buna millet de, tarih de, Allah da şahittir. Şimdi milletimize hizmet için çıktığımız bu uzun ve kutlu yürüyüşün yeni bir aşamasındayız. AK Parti neredeyse kurulduğu günden beri iktidarda olan, seçim kaybetmemiş bir partidir. 1 Kasım seçimleri milletimizin bize duyduğu güvenin artarak devam ettiğini bir kez daha göstermiştir. Bu güven muhabbet bağının kurulmasında belirleyici bir rol oynayan ve bugün Cumhurbaşkanlığı makamında görmekten büyük gurur duyduğumuz kurucu Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı buradan hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Hepimiz bu büyük davanın birer neferiyiz. Türk siyasetinde başka bir örneği olmayan 13 yıllık bu başarı tablosunda, hiç şüphe yok ki AK Parti’yi gönül vermiş herkesin büyük bir payı, büyük bir hissesi vardır. Geçmişten bugüne AK Parti çatısı altında Türkiye’ye hizmet eden her arkadaşımıza bir kere daha şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Özellikle de 25. Dönemde aramızda olmakla birlikte bugün aramızda bulunmayan arkadaşlarımızı bir kez daha şükranla anıyorum. Onların kısa süren, ama belirleyici bir rol oynayan 25. Dönemdeki birlik gayretli olmamış olsaydı 1 Kasım zafer tablosu ortaya çıkmazdı. Bu destansı medeniyet yürüyüşünün bütün kahramanlarını buradan saygıyla, minnetle, muhabbetle selamlıyorum.

Bu kutlu yolculuk süresince aramızdan ayrılanlar oldu, Allah hepsine rahmet eylesin, mekanları Cennet olsun. Onların bıraktığı emaneti en iyi şekilde gelecek nesillere aktarmak konusunda da bize güç ve nasip eylesin. Allah bizi milletimizden, milletimizi bizden ayrı düşürmesin. Allah bu milletin bahtını daima açık etsin.

Aziz yol arkadaşlarım, 1 Kasım seçimlerinin ardından başlayan süreç bildiğiniz gibi anayasa ve yasaların çizdiği çerçeve içerisinde adım adım ilerliyor. Önce siz değerli milletvekili arkadaşlarım mazbatalarını aldınız, ardından yemin töreni gerçekleştirildi. Ve nihayet Pazar günü Meclisteki en fazla milletvekiline sahip parti olarak yine AK Parti’nin içinden bir büyüğümüz, biraz önce makamında ziyaret ettiğim Sayın İsmail Kahraman’ı Meclis Başkanı olarak seçtik. Kendisi uzun yıllar siyasetin içinde olmuş, farklı dönemlerde milletvekilliği ve bakanlık yapmış, saygın ve liyakatiyle inanıyorum ki bu makama en çok yakışan isimdir. Buradan bir kere daha kendisine yeni görevinin hayırlı olmasını diliyorum.

Bütün bu çalışmalar sürerken Cumhurbaşkanımızın tevdi ettiği görevin bir gereği olarak yeni kabineyi belirleme çalışmalarını da azami bir özenle ve dikkatle sürdürdük. Parti kurullarımızda istişareler gerçekleştirdik ve Türkiye’yi önümüzdeki 4 yıl boyunca hakkıyla yöneteceğine inandığımız liyakat sahibi isimlerle listemizi oluşturduk ve Cumhurbaşkanımıza arz ettik. Dün son halini verdiğimiz kabine listesini Cumhurbaşkanımıza arz ettikten sonra, listenin onaylanmasının ardından yeni Hükümetimizde görev alan kabinemizi kamuoyumuzla da paylaştık.

64. Hükümetimizin ülkemiz için, bütün vatandaşlarımız için, gönül coğrafyamız için ve insanlık için hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün de Meclis Grup Yönetimimizi hep birlikte belirleyeceğiz. Gerek kabine listesini belirlerken, gerekse Meclis Grubumuzda yer alacak arkadaşlarımızı belirlerken çok sayıda liyakatli isimlerin içinden bugün için en doğru olduğuna inandığımız isimleri seçmeye çalıştık. Bu demek değil ki AK Parti’de bu makamlarda bulunmayı hak eden isim sayısı bu kadardır. AK Parti o kadar yetkin isimlerden oluşan bir kadroya sahip ki, o kadar zengin bir kadroya sahip ki, emin olun 15 gündür, hatta 1 Kasım akşamından itibaren zihnimde her bakanlık için en az 4-5 alternatif isim arasında dolaştım durdum ve bunların arasından bir isim seçmek gerek. İnanın bu Bakanlar Kurul ve Meclis Grup Yönetimi listemiz dışında da AK Parti Grubundan en az bunun kadar nitelikli 3-4 liste çıkartabilirdik. Aslında bütün AK Parti kadrosu, 317 kardeşimiz de bütün bu görevlere hakkıyla layıktır ve bu görevleri yerine getirecek şuura, kabiliyete, donanıma sahiptir. Bu liste Türkiye’nin öncelikli ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Bu liste, reform, kalkınma, atılım hedeflerimiz göz önüne alınarak hazırlanmıştır.

Şunu iftiharla söylüyorum: AK Parti bu ülkeyi daha uzun yıllar başarıyla yönetecek, çok yönlü, çok seçenekli zengin bir kadroya sahip. Bugün görev bu arkadaşlarımıza verildi, gün gelecek diğer arkadaşlarımıza da gönül rahatlığıyla bu makamları emanet edeceğiz. Bütün bu makamlar geçicidir, baki olan kubbede hoş bir seda bırakmak, arkamızda hayır dualarıyla anılmaktır. Şimdi hepimize düşen görev, aşkla, heyecanla milletimizin emanetine, hukukuna sahip çıkmaktır. Milletimizin teveccühüyle yüklendiğimiz bu aziz emaneti biz her zaman bir bütün olarak, AK Parti ailesi olarak hep birlikte taşıdık, taşımaya devam edeceğiz, son nefese kadar da bu emaneti kutsal bir yük olarak omuzlarımızda, ama en önemlisi gönlümüzde tutacağız.

Aziz dava arkadaşlarım, yoğun bir çalışma programı bizi bekliyor, büyük hedeflerimiz var. Önümüzdeki 4 yıl boyunca milletimize söz verdiğimiz her konuda gerekli adımları atacak, 2023 hedeflerimize ulaştırılacak yapısal reformları gerçekleştireceğiz. İnşallah Türkiye’ye yakışan sivil bir anayasa hedefimizi de toplumumuzun bütün kesimlerinin katılımıyla bu dönemde gerçeğe dönüştüreceğiz.

Dün kabine listesini açıklarken de ifade ettim, sizlerle de paylaşmak istiyorum; 64. Hükümetin 3 temel misyonu olacak.

Hükümetimizin birinci misyonu; milletimizi temsil etmektir.

İkinci misyonu; milletimize hizmet etmektir.

Üçüncü misyonu ise; ülkeyi geleceğe taşımaktır.

Türkiye’yi tartışılmaz biçimde insan hak ve özgürlüklerine sadakatle bağlı, insan onurunu korumayı esas alan, gelişmiş demokrasiyle örnek bir ülke haline getirmek için bütün gücümüzü seferber edeceğiz. İlk Grup Toplantımızda huzurunuzda açıkça ilan ediyorum ki, istisnasız bütün vatandaşlarımızın hukukunu korumak, savunmak ve geliştirmek siyasetimizin esası olacaktır. Evrensel insani değerlerin korunması, bütün insanların, bütün canlıların, doğanın, bütün inanç ve düşüncelerin hukukunun korunması en büyük meselemizdir. Herkes emin oluşun ki, kimsenin hukukunu kimseye çiğnetmeyeceğiz. Artık o darbe dönemlerindeki gayri hukuki anlayışların tümünün sonu gelmiştir. Bütün vatandaşlarımızın ve ülkemizin itibarını, güvenliğini korumaya çalışırken, dünyaya açık, evrensel değerlerle barışık, hukuk düzenine tabi bir Hükümet olacağız. Güç ve kuvvetin değil, hukuk ve adaletin belirleyici olduğu bir anlayışla ülkemizi yöneteceğiz, insanlarımıza bu inançla hizmet edeceğiz. Kibir ve gurur Allah’ın izniyle nefislerimizi rehin alamayacak ve bu anlamda milletimizin denetimine açık bir şeffaflık içinde olacağız. Seçim akşamı balkon konuşmamda çerçevesini çizdiğim üzere herkesin hükümeti olacağız. Aynı gün akşam Hazreti Mevlana’nın huzurunda ilk konuşmamı yaptığım gibi, biz bu bereketli topraklara sevgi tohumu ekmeye geldik, sevgi tohumu ekeceğiz, sevgi çınarları büyüteceğiz.

("Çanakkale seninle Gurur duyuyor" sesleri) Biz de Çanakkale’yle, destan şehri Çanakkale’yle gurur duyuyoruz.

Bizim iktidarımızda kimse kendini ötelenmiş hissetmeyecek. Kapalı kapılar ardından değil, milletimizin içinde olacağız. Şeffaf ve berrak bir yönetimle halkımıza, insanımıza hizmet edeceğiz. Ayrımcılığın her türlüsüne ret edeceğiz ve eleştiriye daima açık olacağız. Muhalefet kurumunun demokratik düzenin olmazsa olmazı olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Her zeminde uzlaşma ve diyalog yolunu açmaya çalışacak, bizim gibi düşünmeyenlere saygıda ve iletişimde kusur etmeyeceğiz. İnsan onurunu inciten bütün uygulamaların karışında açıkça duracak, bir tek vatandaşımızın kalbinin kırılmasına dahi rıza göstermeyeceğiz. Ülkemizin ve insanımızın hukukunu, bütün vatandaşlarımızın haklarına korumayı namus borcu bileceğiz. Bu dava birliğin ve bütünlüğün davasıdır, bu dava sen-ben davası değil Türkiye davasıdır.

Unutmayalım ki, bütün gönül coğrafyamızın, Balkanlar’ın, Kafkaslar’ın, Orta Asya’nın, Ortadoğu’nun ve bütün bir dünyanın gözleri üzerimizdedir. Bizler sadece 78 milyon vatandaşımızın değil, bütün insanlığın meselelerini mesele ediniyoruz. Bütün yeryüzü için adalet ve barış istiyoruz. Bütün insanlık için hak ve hakkaniyet ölçülerine uygun davranılmasını istiyoruz. Hiçbir insanın hakkı yenmesin, hiçbir insanın hayat hakkı elinden alınmasın ve hiçbir ülkenin hudutları çiğnenmesin istiyoruz. Bu felsefeyi taşıyan AK Parti sadece milli bir hareket değil, evrensel bir siyasi harekettir. Bu evrensel markanın, bu evrensel siyaset felsefesinin sadece kendi vatandaşlarımız için değil, bütün bölgemiz ve insanlık için ne anlama geldiğini biz çok iyi biliyoruz.

Size beni çok duygulandıran bir hatırımı burada nakletmek istiyorum. 1 Kasım seçimleri akşamı Suriye’den Türkiye’ye gelmiş olan bir kanaat önderi bana bir mesaj gönderdi ve bana mesajı nakleden dostumuz da ağlayarak bu mesajı ondan ilettiğini ve onun da iletirken ağladığını söyleyerek bana nakletti.

Şöyle diyordu bu kanaat önderi, Şam’dan gelmiş büyük bir bilim adamı şöyle diyordu: Türk kardeşlerimiz bu seçimlerde elleriyle oy sandıklarına oyları atarken sadece kendi kaderlerini değil, bizim kaderlerimizi de belirlediler. Bizler belki oyları ellerimizle sandığa atmadık ama, avuçlarımızı gökyüzüne Allah’a niyaz ederek oylarımızı öyle kullandık dedi.

Emin olunuz ki,  aynı saatlerde dünyanın her bir köşesinde, Arakan’da, Somali’de, Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te, Irak’ta, Semerkand’da, Buhara’da, Saraybosna’da, dünyanın her bir köşesindeki kardeşlerimiz oylarını belki elleriyle değil ama, gönülleriyle, dualarıyla kullandılar. Biz bu kürsüde sizlere hitap ederken önümüzdeki 4 yıl içinde ve sizler bu yüce çatı altında 4 yıl içinde hizmet ederken sadece 78 milyonun değil, oylarını gönülleriyle kullanan bütün bu insanların temsilcisi olduğunuzu hiçbir zaman unutmayacaksınız.

Bu son yüzyıl içinde iki kere tecelli etti, birinde istiklal orduları önce Çanakkale Savaşı’nda, Sarıkamış’ta, ama istiklal orduları Afyonkarahisar’dan İzmir’e giderken dünyanın her bir köşesinde, Lahor’da Muhammed İkbal’in seslenişiyle, “muzaffer et Ya Rab, bu son ordusudur İslam’ın seslenişleri bütün bir dünyada İstiklal Harbini sadece bu milletin İstiklal Harbi değil, bütün mazlum milletlerin istiklal harbi kılmıştı. 1 Kasım seçimlerinde de aynı coğrafyalarda aynı gönül dolusu dua edenler dedeleri gibi Türkiye’nin kaderini kendi kaderleriyle bütünleştiren on insanlar bilsinler ki, onları herkes terk etse Türkiye Cumhuriyeti Devleti her zaman onların yanında olacaktır. Bütün dünya onlara yapılan zulümlere sessiz kalsa da, sadece milletimizin değil, insanlığın vicdanını da temsil eden bu Meclis ve bu Meclisin içindeki AK Parti Grubu her zaman gür sesle adaletin, hakkaniyetin, istiklalin ve insan onurunun yanında olacaktır. Herkes sussa biz susmayacağız, herkes mazlumları zalimlerin insafına terk etse biz bağrımızı, gönlümüzü açacak, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği gibi soframızı, gönlümüzü açarak onları bağrımıza basacağız.

Emin olunuz ki, 1 Kasım zaferinin arkasında milletimize yaptığımız büyük hizmetler yanında, milletimizin de takdir ettiği bu vicdan siyasetinin büyük bir rolü olmuştur. AK Parti’nin bütün unsurları, bütün mensupları birlik ve beraberlik içinde milletimize hizmet yolunda ve insanlığa adalet fikrini yayma yolunda çalışmaya devam edecektir. Fitne ve fücurdan medet umanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır. Bizler dava inancını her şeyin üstünde tutan bir hareket olduğumuzu son nefesimize kadar muhafaza edeceğiz. Allah birliğimizi ve beraberliğimizi muhafaza etsin ve art niyetlilere, küçük hesaplar içinde olanlara fırsat vermesin. ("Amin" sesleri)

Bugüne kadar aramıza nifak sokmaya çalışanlar, birliğimizi bozmaya çalışanlar hep oldu, ama sonunda daima hayal kırıklığına uğradılar. Hatırlarsınız, 1 Kasım’a giderken seçimlere, Parlamentoda 5’inci parti çıkacak diye söylenti yayanlar ve sanki bu 5’inci parti AK Parti bünyesinden çıkacakmış gibi bir hava oluşturmaya çalışanlar, şimdi kendi kongrelerine gitmeye korkuyorlar, kendi iç hesaplarıyla uğraşıyorlar. Çünkü biz bu kadar kısa sürede Hükümet programını yazarken ve biraz önce söylediğim gibi birçok meseleyle derinleşmesine uğraşırken, onlar birbirilerine nasıl çelme takarız hesabı içindeler bütün diğer partiler; aramızdaki fark bu.

Biz makamlar için değil, hizmet için yola çıkmışız. Biz küçük hesaplarla değil, büyük rüyalarla, büyük hedeflerle yürüyoruz. Bizim aramızda şahsi menfaatlere, hırslara, küçük hesaplara tevessül eden bulunmaz. Bir kez daha ifade ediyorum ki, herkesin emanetini taşımak, herkesin hukukunu korumak üzerimize borçtur ve biz bu emanete sahip çıkma kararlılığını hiçbir zaman terk etmeyeceğiz. Hiçbir ayrım gözetmeden bütün vatandaşlarımıza hizmet etmek için gecemize gündüzümüze katarak çalışarak çalışacağız. Allah bizi, sizleri milletimize mahcup etmesin.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi dün sabah saatlerinde Hatay Yayladağı bölgesinde Türk hava sahasını ihlal eden, müteaddit uyarılara rağmen hava sahamızı terk etmeyen ve o dakika itibarıyla milliyeti bilinmeyen bir uçak Hava Kuvvetlerimizce düşürüldü. İhlali yapan iki uçak 5 dakikada 10 defa uyarılmış, bir uçak hava sahamız dışına çıkmış, ikinci uçak ihlal etmeyi sürdürünce uluslararası angajman kurulları çerçevesinde F-16’larımız tarafından müdahale gerçekleştirilmiştir. İhlali sürdüren uçağa bölgede devriye görevi yapan F-16 savaş uçaklarımız tarafından Türk hava sahası içindeyken ateş açılmış ve uçak isabet alarak Suriye topraklarına düşmüştür. Düşen uçağın bazı parçaları Türkiye sınırları içine düşmüş, bunun sonucunda iki vatandaşımız da yaralanmıştır. Düşürülen uçağın milliyetinin Rusya Federasyonu olduğu Rus makamlarınca bilahare yapılan açıklamalardan anlaşılmıştır. Bu bağlamda düşen uçağa Türk hava sahası ihlali halindeyken ateş açıldığının altını özellikle çizmek istiyorum. Bu uçak Türk hava sahası ihlali esnasında düşmüştür.

Suriye hava sahasından ülkemiz hava sahasına giriş yaparak ihlalde bulunacak hava araçlarına yönelik angajman kurallarımız ilgili bütün taraflara açık bir şekilde defaatle izah edilmiştir. 3 ve 4 Ekim 2015 tarihlerinde hava sahamızın Rusya Federasyonu’na ait uçaklarca ihlal edilmesinin ardından angajman kurallarımız Ankara’da ve Moskova’da Rus makamlarına en üst düzey dahil muhtelif seviyelerde ve müteaddit kereler bütün açıklığıyla izah edilmiş ve gerekli uyarılarda bulunulmuştur. Bu kapsamda Dışişleri Bakanlığımıza davet edilen Rusya Federasyonu Büyükelçisine pilotlarımızın Suriye’den gelerek hava sahamızı ihlal eden askeri hava araçlarını milliyeti ne olursa olsun vurma yolunda daimi talimatlar olduğu, bu tür ihlallerin tekrarı halinde yaşanabilecek hadiseler konusunda sorumluluğun tamamıyla Rus tarafına ait olacağı net olarak ifade edilmiş, yeni ihlaller yapılmaması beklentimiz önemle vurgulanmıştır.

Bu çerçevede son bir hafta içinde özellikle Bayırbucak bölgesinde saldırıların yoğunlaşması üzerine Pazar günü yemin törenimizden hemen önce yaptığımız güvenlik zirvesinde de bu husus bir kez daha vurgulanmış, bu gelişmeler eğer Türk hava sahası ihlaline yol açacak bir sonuç doğurursa her türlü tedbiri alacağımız dile getirilmiş ve o toplantıda da Silahlı Kuvvetlerimize gerekli talimatlar bizzat tarafımca verilmiştir.

Hemen sonrasında yaptığımız açıklamada da, burada yemin töreni esnasında yaptığımız açıklamada da bütün ülkelere, ilgili taraflara Türk hava sahasının ve kara sınırlarının ihlal edilmemesi gerektiğini, ihlal edilmesi halinde hava sahamızı ve kara sınırlarımızı korumak konusunda kararlılığımızı bir kez daha açıkça ifade ettik. Dolayısıyla, bu konudaki kararlı tutumumuz da, angajman kurallarımız da bütün dünya tarafından bilinmektedir. Angajman kurallarımız Rusya Federasyonu makamlarınca bilindiği halde, bu son hadisede radarımız tarafından defalarca yapılan ikazlar ihlal yapan uçaklar tarafından dikkate alınmamıştır. Neticede hava sahası ihlalinde bulunan, milliyeti tespit edilmeyen uçak bir tehdit olarak algılanmış ve yürürlükteki angajman kurallarımız talimatlar gereği uygulanmıştır. Bu hiçbir şekilde meydana gelmesini arzu etmediğimiz bir olaydır. Bütün uyarılarımıza rağmen kara ya da hava sahamızda bir ihlal gerçekleşiyorsa, ona karşı her türlü tedbiri almak bizim hakkımız, aynı zamanda da milletimize karşı görevimizdir.

Olay sonrasında gerekli bütün diplomatik tedbirleri alıyoruz. Güncel gelişmeleri bir mektupla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ve Güvenlik Konseyi üyelerine duyurmuş bulunmaktayız. Eşzamanlı olarak P-5 ülkelerinin, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin Ankara’daki büyükelçilerine Dışişleri Bakanlığımızca bilgi verilmiştir. Öte yandan, müttefiklerimizi bilgilendirmek amacıyla talebimiz doğrultusunda NATO Genel Sekreterinin çağrısıyla NATO Konseyi bu akşam olağanüstü bir oturum düzenlemiştir. Ayrıca, bu toplantı öncesinde NATO Genel Sekreteriyle bizzat görüşerek olayla ilgili detaylı bir istişarede bulundum. Sayın Cumhurbaşkanımız ve ben dün ve bugün birçok dünya lideriyle görüşerek tutumumuz kendilerine aktarılmıştır.

İhlal edilen egemen Türk hava sahası aynı zamanda NATO hava sahasıdır. Dün itibarıyla bu konuyla ilgili olarak NATO Genel Sekreteriyle üye ülkelerin büyükelçilerini detaylı bir şekilde bilgilendirdik. Yine dün akşam Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Sayın Cumhurbaşkanımızın Başkanlığında ilgili bütün birimlerin katıldığı bir güvenlik toplantısı gerçekleştirdik. Dün akşam NATO Genel Sekreteriyle, Almanya, İngiltere ve İspanya başbakanlarıyla görüşmeler yaptım, bu görüşmelerde olayla ilgili detaylı bilgileri biraz önce de söylediğim gibi kendilerine aktardık. Bu muhataplarımıza ülke hudutlarımızı korumanın gereğini anlattım, onlar da sınırlarımızı korumamızın tabi hakkımız olduğunu teyit ettiler ve dayanışma ifade ettiler. Buradan bu çerçevede Türkiye’ye dayanışma ifade eden bütün müttefik ülkelere de ve yetkililerine de teşekkürü bir borç biliyorum.

Tabiatıyla Rusya Federasyonu makamlarına da olayın ayrıntıları konusunda bilgi verdik. Burada bir noktayı özellikle kaydetmek istiyorum; bizim Rusya ile ekonomik, siyasi, ticari ve kültürel bağlarımız son derece güçlüdür. Rusya Federasyonu ile ilişkilerimizde bu tür olaylara ve kazalara fırsat verilmemesi konusu her temasımızda gündeme getirdiğimiz ve hassasiyet gösterdiğimiz bir husustur. Bizler her zaman bu özeni ve dikkati göstermiş bir ülkeyiz. Bu olayda Rusya Federasyonu ile ipleri germek, gerilim yaşamak gibi bir niyetimiz yoktur, olamaz da. Rusya bizim dostumuzdur, komşumuzdur. Büyük devletler arasındaki ilişkiler iletişim kazalarına feda edilemez. Rusya Federasyonu bizim çok önemli bir ortağımızdır ve son 13 yılda da ilişkilere en büyük hassasiyet gösterdiğimiz ülkelerin başında gelmektedir. Şu anda aramızdaki iletişim kanalları açıktır. Bu kanallar üzerinden karşılıklı iletişime büyük bir önem veriyoruz. Ancak şunu da ifade etmek isterim: Güvenliğimiz de, ulusal güvenliğimiz de, her dost ülke arasında olduğu gibi uluslararası hukuk çerçevesinde saygı esasına dayanmak zorundadır. NATO Genel Sekreteri ve Avrupa Birliği ülkelerindeki mevkidaşlarımın da kaydettikleri üzere Türkiye’nin ulusal güvenliğini korumak için hava sahasına sahip çıkması en tabii hakkıdır ve olay bundan ibarettir. Bu gerilimin düzeyini ve kapsamın artırmamak bütün tarafların özen göstermesi gereken bir husustur. Ülkemizin etrafında adeta bir ateş çemberi vardır. Bu ateş çemberi içinde ülkemizin bekası, vatandaşlarımızın hayatı ve izzeti söz konusu olduğunda her türlü tedbiri bugün de, yarın da ve önümüzdeki 4 yıl içinde de alacağımızı herkes bilmelidir.

Bugün Türk hava sahasını ihlal eden uçaklara Silahlı Kuvvetlerimizin gösterdiği tepkiyi de bu çerçevede ele almak lazımdır. Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur. Kendi topraklarını ve hava sahasını korumak, uluslararası hukuktan kaynaklanan en tabii hakkıdır. Türkiye bölgede her türlü gerilime karşıdır. Rusya yahut bir başka ülkenin bu olayda hedef alınması söz konusu değildir. Buna karşılık bu ülkenin her karış toprağının güvenliğini sağlamak noktasında herhangi bir tereddüt içinde olmadık, olmayacağız.

Biz yanı başımızda büyük acılar yaşayan ve yangını yüreğimizi yakan komşumuz Suriye’ye barış gelsin, huzur gelsin, adalet gelsin, demokrasi gelsin istiyoruz. Suriye’nin acısını dindirmek için gösterdiğimiz fedakarlıkları cümle alem biliyor. Suriye’deki kaos ve yıkım ortamının sona ermesi için bir yandan DEAŞ teröründen, diğer yanda meşruiyetini yitirmiş Esad rejiminin devlet teröründen kurtulmak gerekmektedir. Bunun için DEAŞ’a karşı mücadele eden bütün tarafların mücadelelerinin yoğunlaştırılması ve Suriye’de siyasi bir geçiş sürecinin sağlanması hayati öneme sahiptir.

Buradan bir kere daha bütün dünyaya çağrıda bulunuyorum; gelin Suriye’deki bu yangını söndürelim, gelin Suriye halkının acılarını dindirelim. Bu insanlara zulmedenlere, masum sivilleri katledenlere artık dur diyelim.

Son günlerde bize tarihi bakımdan derin bağlarla bağlı olan özelde Bayırbucak bölgesinde, genelde Suriye halkının bütününde, ama Bayırbucak bölgesindeki Türkmen kardeşlerimize dönük olarak çok yoğun bir saldırı söz konusudur. Bu olayları askeri, istihbari ve diplomatik birimlerimizce yakından takip ediyoruz. Bunlar Suriye rejiminin kendi halkına, sivil insanlara ne kadar zalimce saldırdığının delili olan saldırılardır. Ayrıca bu olaylar da göstermektedir ki yabancı savaşçılar sadece DEAŞ şeklinde değil Suriye rejiminin yanında yer alan saldırgan bazı milislerce de temsil edilmektedir. Biz bütün bu yabancı savaşçılara Suriye topraklarında karşıyız ve bu yabancı savaşçıların tümünün Suriye’den çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Maalesef bu saldırılara Rus uçaklarının katıldığı bilgisi de söz konusudur. Bayırbucak bölgesinde değerli arkadaşlar, tek bir DEAŞ unsuru yoktur, tek bir terör unsuru yoktur. Kimse Bayırbucak bölgesine yapılan saldırıları DEAŞ ile meşru gösteremez. DEAŞ’a saldırıyoruz diyerek Bayırbucak’ın masum insanlarına saldırılmasına da göz yummayız. Rejimin bu bölgeye yönelik operasyonları DEAŞ yahut terörle mücadeleyi değil uluslararası toplumun desteklediği ılımlı Suriye muhalefetini hedef almaktadır. Bu saldırıların derhal durdurulması gerekmektedir. DEAŞ’a karşı operasyon yapılıyorsa, yapılmak isteniyorsa bu uluslararası anlamda bir koordinasyon içinde yürütülmelidir. DEAŞ’a operasyon yapılıyor görüntüsü altında masum Suriyeli sivillere ve özellikle de bu bölgede Türkmenlere dönük bir katliama yol açılmamalıdır. Bugün Türkiye’nin sınır boylarında sivil halka karşı misket bombaları atılmak suretiyle saldırılıyor, adeta bir katliam yapılıyor, buna derhal son verilmelidir. Bu saldırıları gerçekleştirenler bu insanlık dışı katliamın sorumlusu olacaktır. Bayırbucak bölgesindeki kardeşlerimizin korunması ve kendi öz vatanlarında onurlu bir şekilde hayatlarını sürdürmeleri için her türlü tedbiri alıyoruz. Çünkü o bölgeye yerleştirilen o Bayırbucak Türkmenleri ta Selçuklu’dan beri Hicaz Yolunu Haçlılara karşı muhafaza etmek üzere oraya yerleştirilmişlerdir, bugün de bu toprakların asil ve öz çocuklarıdır.

Türkiye, Bayırbucak Türkmenleri başta olmak üzere mağdur edilen ve göçe zorlanan tüm Suriyelilere kapılarını bundan sonra da açık tutmaya devam edecektir. İnsani yardımların ulaştırılması ve evinden edinen ailelerin kamplara yerleştirilmesi için gerekli tedbirler alınmıştır.

Değerli arkadaşlar; bizim duruşumuz bellidir, mesajımız açıktır. Suriye halkı diğer bütün halklar gibi barış ve onur içinde yaşamayı hak eden bir halktır. Arap, Kürt, Türkmen, Sünni, Nusayri, Müslüman, Hristiyan, kim olursa olsun Suriye halkı bir bütün olarak Türkiye’nin dostu ve kardeşidir. Türkiye, çevresinde barış ikame etmek için çaba göstermeye devam edecektir. Bu ateş çemberinin içinde ülkemizin istikrar ve güvenliğini teminat altına almak için ne gerekiyorsa yapacağımızdan da kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli vatandaşlarımız huzur içinde olsunlar. Türkiye’nin hukukunu koruma konusunda atılacak adımlardan hiçbir zaman vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım; bu çerçevede önemli bir başka hususa da geçmeden önce şunu ifade etmek isterim: Bugün ve dün bazı muhalefet temsilcilerini dinledik. Bu kritik günde dahi hükümetimizle omuz omuza vermek ve ulusal birliği, milli birliği temsil edecek şekilde bir tutum takınmak yerine, bugün Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi dönüp Hükümetin Ortadoğu politikasını eleştirmek, bu şartlarda, bu kritik dönemde hiçbir muhalefet liderine yakışan bir tutum değildir. Eminim hangi partiye mensup olursa olsun dün bu olayın yaşanması üzerine 78 milyon aynı his ve düşüncelerle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hava sahamızı koruması konusunda gösterdi ciddi ve kararlı tutumdan memnun olmuştur, gurur duymuştur.

Buradan tavsiyem muhalefet liderlerine; ya bu ülkenin hava sahasını, kara sınırlarını korumak konusunda ilkeli bir tutum ile hep birlikte beraber olalım ya da lütfen gölge etmeyin, gidin kendi kurultay oyunlarınızla uğraşın. Bu ülkenin onurunu korumak gerektiğinde yükselttiğimiz gür sesi, verdiğimiz talimatlar gereği görevini yapan Türk Silahlı Kuvvetleri ve Hava Kuvvetlerimizin o asil pilotlarını ve askerlerimizi tebrik edip onların yanında yer alın ya da küçük hesaplarla kendi mahallenizde top çevirmeye devam edin, kurultayınızda ne yapacaksanız onu görelim.

Değerli arkadaşlarım; bu çerçevede yine bütün halkımızın gündemini işgal eden bir konuda da kanaatlerimi paylaşmak istiyorum ve bir kez daha söylüyorum; terörle mücadele kararlılığımız 1 Kasım sonrasında da aynı şekilde devam edecektir.

1 Kasım seçimlerine giderken terörle mücadele konusunda verdiğimiz kararlı tutuma gölge düşürmek isteyenler, bunu bir seçim yatırımı olarak yaptığımızı iddia edenler oldu. Onun için 1 Kasım seçimlerinin hemen ertesi günü güvenlik toplantısı yapıp aynı talimatları, 23 Temmuz’da güvenlik birimlerimize verdiğimiz talimatları yineledim. Ve sizleri temsil eden, sizlerden yetki alan Başbakan olarak, Türkiye’yi temsil eden Başbakan olarak bütün güvenlik birimlerimize; bütün dağlar temizleninceye, bütün ovalar-yaylalar barış ve huzura kavuşana kadar, ilçelerimizde, mezralarımızda bütün hendekler kapatılana, bütün sokaklar temizlenene kadar mücadeleye devam edeceksiniz.

Buradan ilk Grup Toplantımızda bir kez daha söylüyorum; biz bu kararı alırken çok düşündük. Ama kararı bir kez aldık mı uygulamada da tereddüt göstermeyiz. Bu terör belasına karşı en güçlü mücadeleyi vermek konusunda her zamankinden daha fazla kararlıyız. Milletimizin bizden talebi de, demokrasi ve hukuk düzeninin gereği de teröre, şiddete taviz vermemektir. Her türlü terör örgütüne karşı kararlı ve çok yönlü bir mücadele yürütüyoruz. 23 Temmuz’da ülkemize kasteden bütün terör örgütlerine karşı başlattığımız huzur ve demokrasi operasyonunu büyük başarıyla sürdürüyoruz. Şehitler veriyoruz, bugün Ankara’da da şehidimiz var. Ama bütün o şehitlerimizi rahmetle anarken şunu ifade etmek isterim: Bütün güvenlik birimlerimiz, bütün milletimizin huzuru ve demokrasimizin geleceği için canla-başla mücadele ediyor. Hepsinin sizler adına alınlarından öpüyorum, bağırlarımıza basıyoruz. Hiç şüpheniz olmasın bu ülkede terörün kökü kazılıncaya, bu ülkenin dağları, ovaları, vadileri, şehirleri, köyleri terörden temizleninceye kadar mücadelemiz hız kesmeden devam edecek.

Terör örgütü bir süredir her yere hendek kazıyor, barikatlar kurup içlerine patlayıcı yerleştiriyor. Bölge halkını esir alıyor, hayatı yaşanmaz hale getiriyor. Biz bölge halkı nefes alsın, şehrin refahı artsın diye uğraşırken, onlar hendek kazıp insanları tehdit etmeyi marifet sayıyorlar. Allah aşkına buradaki esnafa kepenk kapattırarak, yolları kazarak, insanları tehdit ederek ne elde etmeyi düşünüyorlar? Kürt vatandaşlarımızın evlerinin önüne, sokağına barikat kurarak onları yürüttükleri kirli savaşın içine çekmeye çalışıyorlar. Allah korusun kadın, çocuk, yaşlı demeden herkes bir kurşuna, kör bir kurşuna kurban olsun istiyorlar. 6-7 Ekim olaylarından sonra başladıkları bu hendek kazma işiyle bölgeyi felç etmeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki aslında kendi hendeklerini kazıyorlar. Bu millete hendek kazanları o hendeklere gömeriz. Bunlar istiyorlar ki insanlar bütün bu bölgelerden göç etsin, orada kendileri gibi düşünmeyen kimse kalmasın ve bölgenin bütün demografisi değişsin, sadece kendi siyasi düşüncelerinin hakim olacağı bir alan ortaya çıksın istiyorlar. Biz buna asla izin vermeyiz. AK Parti kadroları her zaman bu çerçevede mücadelesini yürütmeye devam edecektir. Bunların oyununa gelmedik ve gelmeyeceğiz, kurdukları bütün tuzakları da tek tek bozacağız.

HDP’liler bütün bu yapılanları görmezden gelip bizi suçluyorlar. Oradaki insanların oylarıyla Meclis’te meşru siyaset yürütmek yerine hendek kazanlara destek oluyorlar. PKK alçakça güvenlik güçlerimizi şehit etmeye başladığında HDP kararlı bir biçimde teröre karşı çıkamadı ve siyaseti savunamadı. Bugünün Türkiye’sinde konuşarak, diyalogla, siyasetle halledilmeyecek hangi mesele var ki bu kirli oyunlar oynanıyor? Kürt vatandaşlarımızın sorunları varsa bunların ancak siyasetle çözüleceğini en iyi onlar biliyorlar. Ve bunları da burada ifade ediyorum; bu Meclis tablosu da ortaya çıkarmıştır ki Türkiye’de Türk’ü de-Kürt’ü de, Sünni’yi de-Alevi’yi de aynı anda temsil eden yegane adres AK Parti’dir. Bu halk hendek kazarak gidilebilecek bir yolun olmadığını biliyor. Bu halk geleceğini hendekte değil siyasette arıyor. Oysa bunlar siyasetin güçlenmesini istemiyorlar, sırtımızı dağa verdik diyorlar.

Buradan terör örgütünün tacizlerine maruz kalan bölgedeki bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; bu ülkenin her köşesinde barışı, huzuru, kardeşliği egemen kılacağız ve bundan da hiç şüpheniz olmasın ki bu topraklarda mutlaka asırlarca süren kardeşlik kıyamete kadar devam edecek. Herkesin 1 Kasım’da milletimizin verdiği mesajı iyi değerlendirmesi gerekiyor. HDP’nin de şapkasını önüne koyup düşünme vakti çoktan geldi hatta geçiyor. Kürt vatandaşlarımız demokratik siyaseti tercih ediyor ve siyasi meşru kanalları tıkayanlara da sandıkta tepki gösteriyor. HDP, siyasetin üzerine çöken, siyasete doğrultulan silahın gölgesinde kaldığı sürece anlamlı bir muhatap olma niteliğini kaybedecektir. Dikkatinizi çekiyorum; HDP 80 milletvekiliyle Meclis’teyken hain odaklar terörü yeniden başlattılar. İnsanlar onlara oylarıyla demokratik mekanizmaları işletin derken, onlar verilen bu oyların teröre destek olduğunu düşündüler. 1 Kasım’da da gereken cevabı aldılar, ama hala terörün karşısında bir tavır ortaya koyamıyor, aksine terör destekçisi görünümlerini sürdürüyorlar. Yapacakları belli siyasetin tek çözüm olduğuna inanacaklar ve silahın tamamen devreden çıkması için çalıştıklarını millete gösterecekler. Bu ülkenin şehirlerinde normal hayatın sürdürülebilmesi için yapılan operasyonları yalanlarla, iftiralarla gölgelemeye çalışmayacaklar. Yemin törenin de dahi o yalanları hep beraber o yemin töreni esnasında gördük. Türkiye’nin gündemini bir şekilde başka bir yöne çevirmeye çalışıyorlar, olan olayları gerçekten sapıtarak aktarmaya gayret ediyorlar. Ama bir kez daha söylüyorum, o hendekler kapatılacak, günlük hayatı durdurmaya yönelik her türlü terörist oyun ne olursa olsun behemehal çözülecek, bozulacak. Bomba düzeneğini yerleştirmek için hendek kazanlar herkesin huzur ve mutluluğu için kamu düzeninin korumaya çalışan devletimize diz çöktüremeyecekler. Demokrasiye, hukuk devletine inanan, akıl ve vicdan sahibi bütün vatandaşlarımız emin olsunlar ki şiddet ve terörle milletimizin sevincini gölgelemek isteyen hainler mutlaka kaybedecektir. Herkes bilsin ki, bu ülkenin hiçbir vatandaşını hiç kimseye ezdirmeyiz ve kimsenin insanlarımıza zulüm etmesine asla izin vermeyiz.

Değerli arkadaşlarım, 7 Haziran sonrasında ülkemize karşı yürütülen terörist saldırılar karşısında milletimiz daima birlik ve beraberlik içinde hareket etti, ama aynı hassasiyeti maalesef siyasi rakiplerimizden ve bazı medya kuruluşlarından göremedik. Adeta terörist odakların diliyle bir yandan ülkeyi seçime götürmeye çalışan, bir yandan terörle mücadele eden hükümetimizi yıpratmaya çalıştılar burada bir muhasebe yapmak için bunları söylüyorum. Terör herkesin net bir tavır ortaya koyması gereken bir mesele, maalesef ülkemizde bu şuura sahip olamayanlar var.

Bir mukayeseyi hep birlikte burada yapmayı teklif ediyorum ve milletimizin huzurunda da bazı sorular soracağım. Kısa bir süre önce Fransa’da terör saldırıları gerçekleştirildiğinde aradaki fark çok iyi anlaşıldı, şimdi izninizle bir küçük karşılaştırma yaparak bu ibretlik durumu ortaya koymak istiyorum. Ankara saldırısı sonrasında ilk dakikadan itibaren biliyorsunuz patlamaya ilişkin görüntüler sansürsüz olarak Türk medyasında yer aldı. Buna karşılık Fransa saldırısından sonra Fransız medyası saldırıları siyah bir zemin üzerinde kınamayı tercih etti ve saldırılarla ilgili terörü provoke edecek, provokasyonlara sebebiyet verecek ya da terörün propagandası olacak tek bir görüntü yayınlamadı. Ankara saldırısından sonra muhalefet partileri hiçbir somut veriye dayanmadan patlamanın sorumluluğunu devlete ve AK Parti Hükümetine yüklediler. Fransa’daki saldırıdan sonra Ana Muhalefetteki Cumhuriyetçiler Partisi Lideri Nikolas Sarkozy Fransız Hükümetinin yanında yer aldığını ifade etti, biz bunu duyamadık. Gelin birlikte deklarasyon yayınlayalım dediğimizde deklarasyon yayınlamaktan bile kaçındılar. Birisi katil devlet dedi, birisi güvenlik birimlerini suçladı, diğeri Hükümeti itham ederek 1 Kasım’a giden yolda siyasi rant devşirmeye çalıştı, ama Fransa’da böyle olmadı. Sarkozy olağanüstü hal ve sınırların kapatılması uygulaması dahil tüm tedbir ve önlemleri doğrudan desteklediğini ifade etti muhalefet lideri olarak. Ankara saldırısından sonra daha soruşturma devam ederken, özellikle Hükümete muhalif kesimler tarafından halkı galeyana getirecek protestolar ve gösteriler yapıldı. Paris saldırısından sonra Fransa Hükümeti tüm protesto ve gösterileri yasakladı. Biz böyle bir şey yapmış olsaydık Türkiye’de demokrasi bitti diktatörlük vardı derlerdi herhalde, ama Fransa’da yasaklandı. Çünkü ülkenin birliği, beraberliği söz konusu olduğunda bütün bir millet aynı tedbirler konusunda uzlaşma basireti gösteremezse geleceğiniz kararır.

Yine Paris’teki saldırılardan sonra 2. Dünya Savaşından sonra bir ilk yaşandı ve Fransa’da ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildi, ülkede bütün sınırlar kapatıldı, ordu güvenlik için Paris şehir merkezine indi. OHAL kapsamında Fransız Hükümeti gerekli gördüğü internet sitelerini ve sosyal medya hesaplarını kapatacağını açıkladı. Fransız İçişleri Bakanı radikal gördüğü vatandaşları tutuklayacağını ve şüphelendikleri sığınmacıları sınır dışı edeceğini duyurdu.

Şimdi gelin bakın Ankara saldırısından sonra Türkiye’de neler oldu? Türkiye’de bunların hiçbiri yaşanmadı, böyle kapsamlı bir tedbir alınmadı, olağanüstü hal ilan edilmedi, internet yasakları getirilmedi, kimseyle ilgili radikal bir örgüt suçlamasıyla vatandaşların hakları kısıtlanmadı ya da ordu Ankara sokaklarında gözükmedi, ama buna rağmen devlet katil devlet diye anılmaya kalkışıldı, buna rağmen Hükümetimizin aldığı tedbirler diktatörlük gibi yorumlanmaya kalkışıldı işte iki olay karşısında, iki muhalefetin aldığı tutum. Ankara saldırısından sonra biz sadece üç günlük yas ilan ettik, ama hayat akışı normal seyrinde devam etti ve aynı bölgede bazı gösteriler, anmalarda yapılmaya devam etti. Paris saldırısından sonra ise vatandaşlara dikkat ediniz ihtiyaç olmaması halinde evlerinden çıkmamaları tavsiye edildi. Ayrıca müzeler, eğlence merkezleri ve alışveriş merkezleri hafta sonu için halka kapatıldı ve olay bölgesindeki ulaşım hizmeti durduruldu. Olay sonrasındaki televizyon yayınlarında sıklıkla bazı bilgilerin aktarılamayacağı vurgulanırken, sosyal medyada yayılan bazı görüntülerde montajlanarak verildi. Ankara saldırısında ise maalesef, bütün medyayı demiyorum, burada sorumlu davranan medya mensubu mutlaka oldu, ama genel olarak şunu ifade etmek durumundayım ve medyamızı da bir öz eleştiri yapmaya davet ediyorum: Arka arkaya gerçekleşen bu iki olay arasında iki medyanın Fransız ve Türk medyasının aldığı tutum konusunda bir öz eleştiriye davet ediyorum. Onlar hep bize öz eleştiri yapmaya çağırıyorlar, bir kez de bu kürsüden biz onları öz eleştiri yapmaya davet edelim. Maalesef biz Ankara saldırısından sonra medyada ve sosyal medyada bu sorumluluğu göremedik. Patlama sonrasında ilk dakikadan itibaren patlamaya ilişkin görüntüler sansürsüz olarak medya organlarında yer aldı, getirdiğimiz bazı kısıtlamalarda anti demokratik olarak yorumlandı. Patlamanın hemen sonrasında televizyonlarda yer alan yorumcular hiçbir somut veriye dayanmadan, sorumluluğu devlete ve Hükümete yıkan söylemlerde bulundular ve neredeyse halkı devlete karşı harekete geçmeye teşvik ettiler. Soruşturmayla ilgili gizli tutulması gereken bazı bilgilerin medyada yer almasıyla teröristlerin bağlantıları deşifre edildi ve kaçmalarına zemin hazırlandı. Bunlara kısıtlama getirdiğimizde de basın özgürlüğüne aykırı görüldü. Halbuki Fransa’da bu tür haberlerin tümü yasaklandı, ama yasaklamaya gerek olmadan da o medya kendi kendine bir iç oto sansür uygulayarak zararlı olabilecek, toplumun huzurunu bozabilecek birtakım haberlerden kaçınmaya çalıştı, biz bunları görmek istiyoruz Türkiye’de.

Çağdaş bir toplum olarak, birbirine müsamaha içinde davranırken, birbirini karşılıklı olarak anlarken olağanüstü durumlarda geçici bir süre için aynı ahlaki kriterler etrafında davranma kültürünü geliştirmemiz lazım. Bu ibretlik tabloyu daha da uzatmak mümkün, ama daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bugün Hükümet programımızı da yüce Meclis’e sunacağız.

Bu ülkede insanlarımızın canına kast eden, vahşice saldırılar yapan, kan döken, pusu kuran terörist gruplar var ve biz hukuk içinde bu terörist grupların tümüyle mücadele etmeye de devam edeceğiz. Buna karşılık Hükümetimiz, devletimiz canlarını tehlikeye atarak terörle mücadele eden güvenlik güçlerimiz akıl almaz ithamlarla karalanmaya çalışılıyor işte Fransa’da yapılanlar, işte Türkiye’de yaşananlar. Milli iradenin tecelligahı olan bu çatı altında bu tabloyu açıkça ortaya koyuyor ve bütün bu karalama kampanyaları yürütenleri önce Allah’a, sonra tarihe, nihayet millete havale ediyorum.

Aziz dava arkadaşlarım, milletimiz önümüzdeki 4 yılı bize emanet etti, inşallah bu 4 yıl AK Parti için millete hizmet yolunda nice 4 yılları beraberinde getirecektir. AK Parti bu ülkede hakkaniyetin sesi olmaya, aklıselimin sesi olmaya, milletin ve milletin gönlünün sesi olmaya devam edecektir. Ne büyük bir sorumluluk üstlendiğimizi lütfen bu tabloya bakarak bir kez daha düşününüz. Siyaseti doğrulukla, dürüstlükle, erdemle ahlak ve siyasetle ve mutlaka hakkaniyetle sürdürmek bizim bu millete verdiğimiz sözdür. Türkiye yarınlara alnı ak, başı dik yürüyecek ve işte bizim en büyük sorumluluğumuz bu yürüyüşün önündeki engelleri kaldırmaktır. Sizleri inanıyor ve güveniyorum bu onurlu görevde hepinize ve hepimize başarılar diliyorum. Yolumuz kutlu, menzilimiz hayırlı olsun, Allah yardımcımız olsun, Allah bizi milletimize mahcup etmesin.

Allah’a emanet olun.

 

Haftanın Videosu Tümü
Sosyal Medya
Tavsiye Linkler
Harun KARACA'ya Yazın
         
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan mesajlar ile ilgili işlemler başlatılacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan mesajın sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
© 2018 - Harun Karaca | www.harunkaraca.com