Başbakan'ımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun 29 Temmuz 2015 tarihli Grup Konuşmasının video ve tam metni;
Başbakan'ımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun 29 Temmuz 2015 tarihli Grup Konuşmasının video ve tam metni;
Genel Başkandan / 30 Temmuz 2015 Perşembe

"Değerli milletvekilleri, saygıdeğer dava arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı da saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

 

Son Grup Toplantımızı 9 Temmuz’da yapmıştık. Türkiye 7 Haziran’dan sonra yeni ve güçlü bir demokratik süreç için harekete geçmek üzereydi. 9 Temmuz’da Grup Toplantımızı müteakip Sayın Cumhurbaşkanımızdan yeni hükümeti kurma görevini aldık ve son derece samimi bir şekilde hükümet kurma çalışmalarını yürütürken son günlerde çok yoğun bir terör saldırısıyla karşı karşıyayız.

Her şeyden önce bu terör saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, güvenlik görevlilerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabrı cemil niyaz ediyorum.

Ve bu terör faaliyetlerini yapan örgütler, arkalarındaki odaklar, önlerindeki maşalar kim olursa olsun hepsini lanetliyorum, AK Parti Grubu adına en kararlı mücadeleyi sürdüreceğimizi bir kez daha milletimize duyuruyorum.

Şehitlerimizin hatırası ve emaneti omuzlarımızda kutsal bir görev olarak ebediyete kadar sürdürülecektir.

9 Temmuz’da Cumhurbaşkanımızdan görevi aldıktan sonra hemen harekete geçerek 13 Temmuz’da Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’yla, 14 Temmuz’da Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’yle, 15 Temmuz’da HDP genel eşbaşkanlarıyla görüşmeler yaptık. Türkiye yeni bir hükümet oluşum sürecinde soğukkanlı, metanetli, sabırlı yolculuğa hazırlanmak üzereydi, hemen arkasından millet olarak huzurlu Ramazan Bayramını idrak ettik. Çevremizdeki ateş çemberi içinde Türkiye Ramazan Bayramını bütün ülke topraklarında ve yurt dışındaki vatandaşlarımızla gerçekten huşu içinde ve mutluluk içinde idrak etmişti. Fakat Ramazan Bayramını müteakip hemen ertesi gün Suruç’ta 32 vatandaşımızın katli ile başlayan ve bugüne kadar süren bir terör saldırısı karşısında milletçe güçlü bir mücadele vermenin kararlılığını gösteriyoruz.

Geçen sene de tam Kurban Bayramını idrak ederekken şer odakları Kobani’yi bahane ederek Kurban Bayramımızı zehir etmeye çalışmışlardı. Şimdi de Ramazan Bayramının ulvi atmosferinden çıktığımız andan itibaren şu ana kadar terör saldırılarına karşı mücadele vermenin azmi içindeyiz. Türkiye bütün bu mücadelede bu mücadeleyi sürdürecek güce, kudrete, şefkate sahiptir.

Ancak hepimizin görmesi gereken bir tablo var, bugün sizlerle birlikte bu tabloyu, aldığımız tedbirleri ve gelecek perspektifimizi paylaşmak istiyoruz.

Her şeyden önce, 7 Haziran’dan bugüne kadar bilinçli, kasıtlı ve planlı bir terör tırmanmasıyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, 7 Haziran seçimleri yeni bir siyasi tablo ortaya koymuş ve biz AK Parti Grubu olarak bu siyasi tablonun gereğini yapma çabası içindeyken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanını son derece vakur bir şekilde seçmiş, Başkanlık Divanını oluşturmuş, Cumhurbaşkanımızdan görevi almış, Türkiye’yi hükümetsiz bırakmama çabası içindeyken birtakım şer odakları Türkiye’ye karşı harekete geçtiler. 3 terör örgütü 3 temel hedef için Türkiye’ye bir saldırıda bulundular, eşzamanlı bir saldırı; bunların detaylarına gireceğim. Ancak, milletimizin bu saldırıları görmesi açısından 7 Haziran-28 Temmuz, bugün itibarıyla geçen süre içinde yapılan terör saldırılarının kısa bir bilançosunu vermek istiyorum.

657 terör olayı gerçekleşti, 25 ilde güvenlik güçlerimize saldırılar oldu, 11 güvenlik görevlimiz şehit edildi, 41 vatandaşımız hayatını kaybetti, 94 güvenlik görevlimiz, 110 vatandaşımız yaralandı, 15 baraja saldırı düzenlendi, 20 araç yağmalanması ve 335 araç yakılmasıyla karşı karşıya kaldık.

7 Haziran’dan itibaren tırmanan bu terör 7 Temmuz’da Siirt’te polisimiz Bünyamin Torğut’un şahadetiyle ilk işaretlerini vermeye başlamıştı. Ancak 20 Temmuz’dan önce, dikkatinizi çekerim, 3 terör örgütü, DEAŞ, PKK ve DHKP-C eşzamanlı olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve milletimizi hedef almıştır ve saldırılara başlamıştır.

Bakınız, 20 Temmuz’da Suruç’ta DEAŞ’ın saldırısıyla 32 vatandaşımız katledildi. Hemen gerekli tedbirleri aldık ve müsebbibi tespit edildi, DEAŞ’a dönük de alacağımız tedbirleri konuşmaya başladık. Ben 21 Temmuz’da Şanlıurfa’yı ziyaret ederek, yaralıları hastanede onlara dayanışma içinde olduğumuzu ve alınacak tedbirleri alanda, yerinde tespit için Şanlıurfa’da bulundum. Tam biz DEAŞ’a karşı mücadelemizin nasıl olacağı yönünde planlamalar yaparken ve aylardır süren hazırlıklar sonucunda bu terör örgütlerinin yapılarıyla ilgili atılacak adımları konuşurken, aynı gün 20 Temmuz’da bu sefer Adıyaman’da PKK harekete geçti ve Uzmançavuşumuz Müsellim Ünal şehit edildi.

Bakınız, hangi bugün PKK’yla DEAŞ birbirine savaşıyor diye düşünenler var ya zamanlamaya dikkat etsinler, DEAŞ’ın saldırısının olduğu gün PKK da ülkemize karşı bir saldırı silsilesini başlattı. Hemen 2 gün sonra, 22 Temmuz’da bu sefer Ceylanpınar’da polis memurlarımız Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar haince, kalleşçe, alçakça uyurken enselerinden vurularak şehit edildiler. Biz istihbarat birimlerine bu katliamın arkasındaki güçlerin tespit edilmesi talimatını verdik ve bize gelen bilgilerle PKK’nın telsiz konuşmalarından bu katliamın onlar tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu tespit ettik.

Yine aynı gün bu sefer Suruç’ta katledilen vatandaşlarımızın cenazelerinin nakli esnasında İstanbul’da DHKP-C harekete geçti ve yüzleri maskeli bir şekilde, elleri silahlı bir şekilde İstanbul sokaklarının, sanki belli bir bölgenin kendi hakimiyetleri altındaymışçasına gösteri yapmaya kalkıştı. Biz Ankara’da bütün bu tabloyu, bütün bu puzzle’ın parçalarını biraraya getiren değerlendirmeler de yapmaya başladık. 23 Temmuz’da Diyarbakır’da bir polisimiz 155 acil hattıyla gelen bir kaza ihbarı, tuzağı düşün, alçaklığı düşünün, kazaya yardıma giden trafik polisimizi, Tansu Aydın’ı uzun namlulu silahlarla şehit ettiler. Hani şimdi bugün dahi barıştan bahsedenler var ya siyasi görünümlü bazı şahsiyetler, önce bunun hesabını verecekler, o günlerde neredeydiler? Herhangi bir kınama duydunuz mu onlardan, herhangi bir lanetleme duydunuz mu? Ama biz bu milletin kaderini kimseye bırakmadık, bırakmayız.

Dikkatimizi İstanbul’da DHKP-C’ye, Diyarbakır’da, Ceylanpınar’da PKK’ya yönelmişken, bu kez 23 Temmuz’da Kilis’te DEAŞ Mehmet Yalçın Nane askerimizi şehit etti sınırda.

Şunu gördük biz: Perde gerisinde bir odak bir biriyle ihtilaflıymış gibi görünen 3 örgütü birden harekete geçirdi, 3 örgütü birden. Tek yönlü bir saldırı değildi, tek hedefli bir saldırı da değildi, noktasal bir saldırı da değildi, kapsamlı, 3 maşalı bir saldırıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve aziz milletimiz karşı karşıyaydı. Oturduk ve kapsamlı bir değerlendirme yaptık, bunlara karşı verilecek mücadelenin esaslarının ne olacağını tespit etmek üzere biraraya geldik.

Ve daha sonra da operasyonların başlamasından itibaren de PKK’nın bu saldırıları devam etti. 24 Temmuz’da Erzurum’da Tekman ilçesinde, düşününüz, yine bunların zihniyetini, anlayışlarını, zilletlerini gösteren bir olgudur, 3 sağlık görevlimiz ve ambulans kaçırıldı. 24 Temmuz’da Lice’de Genç Yolu üzerinde bir polisimiz kaçırıldı. 25 Temmuz’da yine Lice’de Başçavuş İsmail Yavuz ve Uzmançavuş Mehmet Koçak şehit edildi. 25 Temmuz’da Şırnak’ta ve birçok ilde kamyonlar yakıldı. 26 Temmuz’da İstanbul’da bu kez DHKP-C polis memurumuz Mehmet Fatih Sivri’yi şehit etti. 27 Temmuz’da Malazgirt’te Binbaşımız Arslan Kulaksız’ı şehit ettiler. 28 Temmuz’da, yani dün Şemdinli’de Uzmançavuş Ziya Sarpkaya’yı şehit ettiler.

Şimdi düşünün, bir taraftan DEAŞ, diğer taraftan PKK ve DHKP-C eşzamanlı olarak bir faaliyet ve Türkiye’yi hedef alan bir çalışma içine girdi. Neydi bu 3 ayaklı saldırının hedefi?

Birincisi; Türkiye’nin demokrasisi, Türkiye hedef edilmiştir. Burada ne polislerimiz, ne güvenlik görevlilerimiz, ne vatandaşlarımızdır hedefte olan. Onların şahadetleri ve kayıpları üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti son yılların en kapsamlı saldırısıyla karşı karşıya kalmıştır. Birinci hedef demokrasimizdir, insan hakları ve özgürlüklerimizdir.

Hayat hakkı en kutsal haktır ve koruma altındadır. Hayat hakkının olmadığı bir Türkiye tablosu çizmeye kalkıştılar. Türkiye demokrasisi, Türk demokrasisi tehdit edildiği için ben 20 Temmuz’da daha ilk gün bütün liderlere ortak deklarasyon çağrısında bulundum, daha operasyonlar başlamamıştı. Biz Ankara’da güvenlik değerlendirmeleri yaparken, aynı zamanda bütün siyasi partileri ortak bir çizgide buluşturabilir miyiz, bu mücadeleyi ortak bir şekilde sürdürebilir miyiz diye bir gayret içine girdik. Çağrımız Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu dışında yanıt bulmadı. Şimdi barış çağrısında bulunanlar, özellikle HDP’li yetkililere söylüyorum, neredeydiler, biz 20 Temmuz’da Suruç’ta gelin ortak deklarasyonla DEAŞ terörünü kınayalım ve ortak tavır sergileyelim derken neredeydiler? Kandil’den alacakları talimatı bekliyorlardı. Mademki talimat aldıkları bir yer var, mademki bu terör bir yerden talimat alıyor ve şehitlerimize sebebiyet veriyor, talimat aldıkları yeri gerektiği zaman, gerektiği yerde, gerektiği anda cezalandırırız ve cezalandırmaya kararlıyız.

Hükümet kurmaya çalışıyoruz, Türkiye’yi hükümetsiz bırakmamak için çaba sarf ediyoruz, bu 3 terör örgütü aynı anda bizim hükümet kurma çalışmalarımızı ve Türkiye’de demokrasinin sağlıklı işleyişini sabote etmek için harekete geçiyor. Bütün siyasi parti, Meclis içindeki, Meclis dışındaki siyasi partilere, aktörlere sesleniyorum, bu demokrasimize yönelik bir saldırıdır ve samimi olanlar bu saldırıda hükümetimizin yanında omuz omuza durur.

İkinci hedefi bu saldırıların, Türkiye’nin kamu düzenidir. Öyle bir hava estirmeye çalıştılar ki, Türkiye’nin sokaklarında huzur yok, hayat hakkı yok, kontrol devlet güvenlik görevlilerinde değilmiş gibi bir intiba için harekete geçtiler. Ve burada da argümanları şu oldu: 7 Haziran’dan sonra bir yönetim boşluğu oluşmuş olabilir, var, geçici bir hükümet işbaşında, dolayısıyla şimdi harekete geçmenin vaktidir. Son günlerde bazı müstafi Başbakan, müstafi Hükümet diye bize bu anlamda hitap ediyorlar. Şunu bilsinler: Allah bize ömür verdiği her an içinde bir dakika dahi bu emanet omuzumuzdaysa gereğini yaparız, sonra da Rabbimize yürürüz. Milletimiz de görmüştür, Türkiye’de yönetim boşluğu yoktur, olmayacaktır. Siyasi bedeli ne olursa olsun, hukuki bedeli ne olursa olsun her türlü bedeli ödemeye hazırız, ama tereddüt etmeyiz, kararsızlık göstermeyiz, saldırılar karşında bir an dahi alacağımız tedbirlerden vazgeçmeyiz, kimse hevese kapılmasın.

Üçüncü hedefi bu saldırıların, Türkiye’nin uluslararası itibarıdır. Yani öyle bir görüntü vermek istediler ki Suruç’tan sonra, Türkiye DEAŞ’a destek veriyor, bütün uluslararası toplumu bu şekilde harekete geçirmeye kalkıştılar ve Türkiye kendisine zarar veren örgütleri cezalandıracak caydırıcı güce de sahip değildir. İşte 10 gün içinde gördüler, Türkiye kendisine yönelen her namluyu kırmaya, kendisine yönelen her hasmane tavrı cezalandırmaya muktedirdir ve buna da gerektiği zamanda gerektiği şekilde cevap verecektir.

Dikkat ediniz, buradaki bir şeye daha aziz vatandaşlarımıza ve toplum kesimlerimizin bütün unsurlarına dikkatleri çekmek istiyorum; DEAŞ Türkiye’ye hem güvenlik açısından bir tehdittir, hem de aziz dinimize, yüce dinimize verdiği zarar bakımından aynı zamanda da inancımıza yönelik bir tehdittir, ideolojik de bir tehdittir. Biz her zaman DEAŞ’ın bütün bu tehdidine karşı tavır aldık, çünkü DEAŞ hem Türkiye’de, hem İslam dünyasında yanlış bir İslam imajı oluşturmak suretiyle en büyük zararı vermektedir. Ve Irak’ta, Suriye’de ezildiği düşünülen Sünni kesimlerin istismarı üzerinden bir terör faaliyeti yapmaya kalkışmaktadır. Kesinlikle Türkiye için en büyük tehdittir ve gerekli tedbiri alırız.

Aynı şekilde PKK bu kez etnik bir istismar üzerinden faaliyet yürütüyor ve Türkiye’nin bazı kültürel fay hatlarını oynatmaya çalışıyor. DHKP-C ise, nasıl DEAŞ Türkiye’de ve bölgede Sünni kesimi istismar ediyorsa, DHKP-C de Alevi vatandaşlarımızı istismar etmeye kalkıyor. Dolayısıyla, bu terör örgütleri farklı kaynaklardan beslenmekle birlikte hedefleri aynı olan bir şer odağının maşalarıdır.

Biz, Türkiye’de Türk, Kürt, Sünni, Alevi bütün vatandaşlarımızın onurla yaşadığı, demokratik hak ve özgürlüklerden istifade ettiği onurlu ve yükselen bir ülkenin vatandaşları olarak geleceğe el ele yürüyeceğiz. Aramıza fitne sokmak isteyenler, şu veya bu terör örgütü üzerinden, şu veya bu etnik ve mezhebi grubu harekete geçirerek Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya kalkışanlara karşı da bütün bir millet olarak, 78 milyon olarak el ele durmaya kararlıyız. Bu çerçevede aldığımız tedbirleri de kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mademki 3 ayaklı 3 hedef vardı, DEAŞ, DHKP-C, PKK, Türkiye’nin demokrasisi, kamu düzeni ve itibarı, biz de 3 ayaklı 3 hedefe dönük bir operasyonu başlattık, DHKP-C, DEAŞ ve PKK aynı anda eşzamanlı bir operasyonla Türkiye’de hak ettikleri cevabı gördüler son günlerde.

Üç ayağın birincisi Suriye’deydi. 23 Temmuz’da yaptığımız güvenlik zirvesinde bütün güvenlik birimlerimizle 4 saati aşkın bir toplantıda bütün detayları ele aldık, Sayın Cumhurbaşkanımızla istişare ettik ve bir eylem planı çıkardık. O günden bugüne bu eylem planı kararlılıkla uygulamaktadır. Aziz milletimiz bu anlamda Hükümetimize ve güvenlik birimlerimize tam bir güven duygusu içinde olmalıdır. O gün aldığımız kararlar hiç aksamadan tam bir başarıyla hedeflerine ulaşmıştır.

Nedir aldığımız kararlar? Mademki DEAŞ Suruç’ta 32 vatandaşımızı katletmiştir, mademki sınırımızda askerimizi şehit etmiştir, DEAŞ’a karşı o gece operasyon kararı verdik ve DEAŞ’ın sınırlarımıza yakın bütün karargahları, mühimmat depoları, toplanma yerleri tahrip edildi. Hava Kuvvetlerimiz son derece başarılı bir operasyonla Güvenlik Toplantısında bize arz ettikleri bütün hedefleri kısa zamanda bertaraf ettiler.

23 Temmuz’da DEAŞ’a karşı yapılan bu operasyondan hemen sonra 23 Temmuz’u 24 Temmuz’a bağlayan gece bu kez saat 23:00’te eşzamanlı olarak farklı hava üslerimizden kalkan uçaklarımız bir taraftan DEAŞ hedeflerini vurmaya devam etti, diğer taraftan da Kuzey Irak’ta PKK hedeflerine yönelik olarak çok kapsamlı bir harekat başlattı. DEAŞ’ın sınırlarımıza yakın bütün üsleri, karargahı, toplanma yerleri ve mühimmat depoları nasıl tahrip edilmiş ve yok edilmişse, aynı şekilde dalga dalga gelen operasyonlarla PKK’nın Kuzey Irak’taki bütün üsleri, yığınakları, mühimmat depoları, karargahları hedef olarak tayin edilmiştir ve hedeflere tam bir isabetle başarıyla ulaşılmıştır.

Ben burada bu operasyonlara katılan Türk Silahlı Kuvvetleri görevlilerimizi, subaylarımızı, pilotlarımızı AK Parti Grubu adına bir kez daha tebrik ediyor, hepsinin alınlarından öpüyorum.

24 Temmuz sabaha karşı, Cumartesi sabahı saat 02:30’da yaptığımız değerlendirmelerde bu kez DEAŞ ve PKK hedeflerine dönük olarak elde edilen kazanımlar da göz önünde bulundurularak yeni talimatlar verilmiş ve 24 Temmuz sabahı, yani Cumartesi sabahı 3’üncü dalga operasyonuyla yine DEAŞ ve PKK hedefleri bu kez karadan topçu atışlarıyla tahrip edilmiştir.

Bir ayağı Suriye, ikinci ayak Kuzey Irak’sa, üçüncü ayak Türkiye içindeki bu terör örgütlerinin kullandığı maşalar, elemanlar üzerinde yapılan ve vatandaşlarımızın güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı yürütülen ve emniyet birimlerimiz tarafından yürütülen çalışmalardır. Bu çalışmalar çerçevesinde yine eşzamanlı olarak, Suriye ve Kuzey Irak’ta yapılan harekatlarla eşzamanlı olarak 39 ilde DEAŞ, DHKP-C ve PKK unsurlarına karşı operasyon başlatılmış ve şuna kadar 1302 zanlı gözaltına alınmıştır. Yani mesajı biz aldık, 3 terör örgütü bize karşı harekete mi geçti, mesajı aldık, mesajın gereği olan mesajı da o odaklara gönderdik, göndermeye de devam edeceğiz.

Onlar şunu dediler: Biz istediğimiz anda sizin vatandaşlarınızın canına kastederiz. Biz de şunu diyoruz: Bir vatandaşımızın canına kasteden olursa, dünyanın neresinde olursa olsun dünyayı başlarına yıkarız.

Onlar şunu dedi: Türkiye demokrasisi zayıftır, 7 Haziran’dan sonra kırılgan bir tablo ortaya çıkmıştır. Biz de onlara şunu dedik: Bazıları ortak deklarasyon çağrımıza cevap vermemiş olsalar da AK Parti kadroları ayaktayken Türk demokrasisi ayaktadır, ayakta olmaya devam edecektir.

Onlar şunu dediler: Biz Türkiye’yi istediğimizde Türk, Kürt, Sünni, Alevi çatışmasına yöneltebiliriz. Biz de onlara şunu dedik: Siz o çabalar içinde olursunuz, ama biz AK Parti teşkilatları Türkiye’nin her yerindeki mevcudiyetiyle Türklerle Kürtlerin, Sünnilerin Alevilerin ebedi kardeşliğinin teminatıdır, teminatı olmaya devam edecektir.

Onlar şunu dediler: Biz Türkiye’yi acziyet içinde gösterebiliriz. Geliriz, DEAŞ, sınırda askerinizi vururuz, cevap vermezseniz. PKK, geliriz askerinizi Adıyaman’da vururuz, cevap vermezseniz, acziyet içindesiniz mesajı vermek istediler. Biz de şunu söyledik: Biz demokratikleşme çabalarıyla ne kadar müşfiksek, hasımlarımızı gerektiğinde cezalandırma konusunda da o kadar kudretliyiz ve kudretli olmaya devam edeceğiz.

Onlar şunu dediler: Biz Türkiye’nin uluslararası itibarını zayıflatır, Türkiye’yi yalnızlaştırırız. Ama son 10 gün içinde görüldü ki, bütün dost ve müttefik ülkeler Türkiye’nin yanındadır İslam dünyasından Avrupa Birliği’ne, Amerika Birleşik Devletleri’nden Avustralya’ya kadar, uluslararası örgütler NATO’dan Birleşmiş Milletler’e kadar yanımızdadır ve Türkiye hiçbir zaman yalnız olmamıştır, yalnız olmayacaktır. İşte bu kararlılıkla değerli arkadaşlar, yolumuza devam edeceğiz. Burada en büyük güç kaynağımız aziz milletimizdir ve bu güç kaynağının bugün siyasete tercüme edilmiş hali AK Parti hareketidir.

Yarın genişletilmiş il başkanları toplantısında bütün il teşkilatlarımızla, il başkanlarımızla, belediye başkanlarımızla, gençlik kolları, kadın kollarımızla toplanacağız. Ama buradan da 81 vilayetteki bütün AK Parti teşkilatlarına bir talimat mahiyetinde şunu ifade etmek isterim: Başınız dik olsun, yere ve bu ülkeye sağlam bir şekilde basınız. AK Partili olmanın ülke birliğini, ülkenin geleceğini korumak olduğunu cümle aleme gösteriniz. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki teşkilatlarımıza seslenerek diyorum, sizin tam da bugün vakur bir şekilde sokağa çıkarak bu ülkenin birliğini, beraberliğini en yakın komşularınızla selamlaşmak suretiyle gösterme vaktinizdir. Kim ne yaparsa yapsın, hiç kimse Türkiye’nin parlak geleceğini karartmaya gücü yetmeyecektir.

Değerli arkadaşlar, buradan… Millet bizden yanadır, Allah bizden yanadır.

Allah, tarih ve millet şahit olsun ki, bu milletin kaderini karartmak isteyenlere karşı her zaman başımız dik, her zaman şefkat ve kudret eliyle halkına yaklaşan bir siyasetin temsilcisi olarak vakur bir şekilde siyasi mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bu mücadeleyi sürdürürken toplumsal kesimlerin herhangi bir şekilde rahatsız edilmemesini, halkımızın günlük hayat akışının herhangi bir şekilde etkilenmemesine de büyük bir özen gösterdik.

Tekrar güvenlik güçlerimize, emniyet birimlerimize teşekkür ediyorum.

Dün gece sabaha karşı başlatılan son dalga operasyonu Kuzey Irak’a aziz şehidimiz Arslan Kulaksız adıyla başlatılmıştır. Bunun da verdiği mesaj şudur: Bir şehit verirsek, o şehidin verilme talimatını veren odaklara karşı her türlü harekatı yapmaya devam edeceğiz. Bizim sabrımızı, kararlılığımızı test etmesinler.

Dün sabah aziz şehidimizin eşi Sibel Hanımla görüştüğümde ona bu taahhütte bulunmuştuk. Bütün şehit eşlerine, şehit annelerine, şehit kardeşlerine de seslenmek istiyorum ki, acınız acımızdır, yüreğimizde hissediyoruz, ama onlar çok kutsi bir davada Cennete, Hakk’a yürümüşlerdir; Allah mekanlarını Cennet eylesin. Ama sizler ve onların manevi huzurunda, bu yüce Meclisin çatısı altında söylüyorum ki, şehitlerimizin emanetini en kararlı şekilde omuzlarımızda taşımaya devam edeceğiz. Bir Arslan’ımızı kaybetmiş olabiliriz, ama Anadolu’nun binlerce, yüz binlerce Arslan’ı ayaktadır, ayakta olmaya devam edecektir.

Bu Arslan’ların bir kısmı Türk’tür bir kısmı Kürt’tür, bir kısmı Sünni’dir bir kısmı Alevi’dir, ama tarih içinde yürüyüşleri itibarıyla hepsi kardeştir, hepsi azizdir, hepsi bu milletin en güzide evlatlarıdır; Allah onlara rahmet eylesin.

Değerli arkadaşlar, bugün öğleden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tekrar bu konuları konuşmaya devam edeceğiz Genel Kurulda ve Grubumuz adına da bilgilendirmeler Hükümetimiz adına da yapılacak. Ancak buradan ben konuşmamın sonunda 4 kesime mesaj vermek istiyorum.

Birincisi halkımıza; ülkemizin hangi güzel köşesinde yaşıyor olursa olsun halkımıza mesajımız şudur: Ülkemizin geleceği, huzuru, devletimizin bekası için ne gerekiyorsa yapan bir Hükümetinizin olduğundan emin olunuz. Devletimize, ülkemize ve Hükümetinize güveniniz. Sizlerin huzur içinde uyuması için gecelerini uykusuz geçiren bütün güvenlik birimlerimize güveniniz. Birçok tuzaklarla karşı karşıya kalabiliriz. Birçok yeni komplolar bizi hedef edinebilir. Ama tuzakların üstünde bir tuzak, komploların ötesinde AK Parti’nin getirdiği bir Türkiye vizyonu vardır, kimse bunu engelleyemeyecek.

Biz milletimize güveniyoruz. Her zaman söylediğim gibi; bir devletin meşruiyeti şefkat ve kudretinin dengesiyle, ahengiyle ölçülür. Biz 13 yıldır Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde şimdi ve gelecekte de hep şefkat elimizi demokratikleşmeyle, sosyal yardımlarla halkımıza gösterdik. Halkımızın haklarını, hukukunu, hürriyetlerini korumak için en geniş demokratikleşme çabası içine girdik. Ama gerektiğinde de kudret elimizi göstermekten hiç çekinmedik, çekinmeyiz. Bir devlet eğer şefkat sahibi olur, kudret sahibi olmazsa acizleşir. Kudret sahibi olur şefkat sahibi olmazsa zalimleşir, tiranlaşır. Biz Şeyh Edebali’nin yolunda yürüyenler, insanı yaşat ki devlet yaşasın diyenler işte şefkat ile kudreti birleştiren bir devleti inşa etmek için yola çıktık. Aziz halkımızın bilmesini istediğimiz husus şudur ki; bütün vatandaşlarımıza şefkat eliyle yaklaşacağız. Ama vatandaşlarımızın huzurunu bozmak isteyenlere karşı da kudret elimizi en güçlü şekilde onların tepesine indirmeye kararlıyız.

İkinci mesajım siyasi parti liderlerine; bugünler ortak tavır alma günleridir. Bu günler siyasi farklılıkların bir kenara bırakılarak insan hak ve özgürlükleri etrafında demokratik ilkeler etrafında ortak bir duruş sergileme günleridir. Bunun için dikkat ediniz 7 Haziran’dan sonra bütün siyasi partilerle diyalog kanallarını açık tuttuk. Sayın Cumhurbaşkanımızdan görevi aldıktan sonra hiçbir ayrım gözetmeden bütün siyasi parti liderlerini ziyaret ettim, hiçbir ayrım gözetmedim. Bazı eleştirileri de göz önüne alarak hiçbir ayrım gözetmeden bütün partilere gittim. HDP’ye de, yüzde 13 nispetinde oy almış bir parti olarak bu partiye oy veren vatandaşlarımıza saygının bir gereği olarak gittim. Orada da bütün bu görüşmelerde bu perspektifimizi kendileriyle açıkça paylaştım.

Operasyonlar başlamadan önce Suruç olayından sonra dörtlü deklarasyon için teklifte bulundum, çağrıda bulundum, her gün bunu tekrar ettim. Ve ümit ettim ki hep beraber bir çağrıya imza atarız ve herkes, milletimiz de, siyasi parti liderlerinin biraraya gelmesinden kaynaklanan dayanışmayı görür ve Türkiye’de siyaset itibar kazanır. Ama HDP bunu kategorik olarak reddetti. Teröre karşı tavır alma konusunda bir ortak tavra bile, ortak bir deklarasyona bile imza atmaktan imtina ettiler. Çünkü teröre karşı tavır aldıkları anda hani sırtlarını dayadıklarını iddia ettikleri kesime de tavır almaları gerekecekti. Sırtlarını dayadıkları kesimlerin ne kadar zayıf olduğu ortaya çıktı. Sırtını terör örgütüne değil millete dayayanlar lazım bu ülkede, millete. Operasyonlar başladıktan sonra Pazar günü Sayın Kılıçdaroğlu’nu ve Sayın Bahçeli’yi aradım telefonla ve operasyonlar hakkında bilgi verdim. Kendilerine teşekkür ediyorum, hem telefondaki istişaremiz esnasında takındıkları tutum sebebiyle ki son derece nazik ve ülke meselelerinin bilincinde karşılıklı istişareye dayalı bir görüşme oldu, hem de hemen sonrasında bilgilendirme heyeti olarak Milli Savunma Bakanımız Sayın Vecdi Gönül başkanlığında giden heyete dönük olarak gösterdikleri tavır dolayısıyla teşekkür ediyorum.

Burada da şunu göstermeye çalıştık: Bu mesele AK Parti’nin bir parti meselesi değil bir ülke meselesi. AK Parti ülke meselesini omuzlarına almış, üstlenmiş yürüyor. Ama madem ki bir ülke meselesiyle karşı karşıyayız, bütün partilerin bu süreçten bilgilendirilmesi lazım.

Peki, şu soru gündeme gelebilir: Sayın Demirtaş’ı niye aramadınız? Çünkü Demirtaş’ın veya eş başkanların Suruç olayından bu yana ve daha öncesinde terör konusundaki samimiyetsizlikleri açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. İkircikli tavır sergileyenlerle bizim görüşmelerimizin bir sınırı olur. Terör söz konusu olduğunda, ülkenin demokrasi geleceği söz konusu olduğunda açık tavır sergilemeyenlerin teröre karşı mücadele konusunda bilgilendirilme hakları yoktur. Şundan bile emin olamayız: Verilen bir bilgi kaç dakika sonra Kandil’e ulaşacak, bundan dahi emin değilsek nasıl bir bilgilendirme yapabiliriz. Hala dolayısıyla katledilen vatandaşlarımız için bir kınama bile yayınlayamayanların teröre karşı mücadelesinden emin olabilir miyiz?

Ambulansı kaçırılan ve o ambulans içinde olan şoför, ebe ve hemşirelerle eşimle birlikte konuştum. Hala o ambulans kaçırma eylemine dahi karşı çıkacak cesareti olamayanların terörle mücadelede taraf olma hakları olur mu? İşte bugün bir sınav günüdür. Kim teröre karşı açık bir tavır sergilerse onlarla diyalog kapımız da, işbirliği kapımız da, dayanışma kapımız da açık olacak.

Bugün yine şu mesajı iletiyorlar: Gelin barış için konuşalım. Konuşalım, biz barışı her zaman konuştuk ve çözüm sürecini, milli birlik ve kardeşlik projesini Sayın Cumhurbaşkanımız 2005 Diyarbakır konuşmasından bu yana kararlılıkla sürdüren hiçbir taviz vermeden, tam bir samimiyetle sürdüren AK Parti’dir. Ama peki siz samimi davrandınız mı? Siz bir taraftan barış ve demokrasi derken, diğer taraftan terör ve silah kullanımı karşısında ortak bir tavır sergileyebildiniz mi? İkircikli tavırların sonuna gelinmiştir. Herkes tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Tavırlarını açık ve net bir şekelde ortaya koymak zorundadır. Tavırlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyarlarsa. DEAŞ terörünü kınadıkları gibi PKK terörünü de kınamaya cesaret ederlerse, DEAŞ’ın Suruç’taki katliamını kınadıkları gibi ki hepimiz kınıyoruz, cezalandırmasını da bizzat Türkiye Cumhuriyeti Devleti yapmıştır.

Uykusunda ensesinden vurularak şehadet edilen polislerimizin şahadetlerini kınayabiliyorlarsa, eşiyle çok sevdiği Malazgirt halkı arasında yürüyen bir binbaşımızın katledilmesini kınayabiliyorlarsa. Doğu ve Güney Doğu’ya hizmet için şirketlere, onlara tırlarına yapama zinayı kınamayı bir gün başarabilirlerse, bir kaza ihbarı üzerine oradaki Diyarbakırlı kaza geçiren kardeşlerine koşan trafik polisini uzun namlulu silahlarla şehit edenleri kınayabildikleri gün biz de onların çağrılarına cevap verir oturur konuşuruz. Ama bunları yapmadıkları sürece millet nezdinde de, bizim nezdimizde de sanık sandalyesindedirler, hesap verme makamındadırlar.

İşte çağrımız açık; gelin açık bir şekilde teröre karşı tavır sergileyin, hep beraber dörtlü deklarasyonu açıklayalım, hep beraber sesimizi yükseltelim. DEAŞ ya da PKK’ya da, DHKP-C’ye de hep beraber kararlı bir şekilde duralım omuz omuza. Ama birileri bu katliama seslerini çıkarmayacak, diğer bazıları da İstanbul sokaklarında maskeli ve silahlı gösteri yapanlara sessiz kalacaklar, böyle ikircikli tavır olmaz. Bir kez daha İstanbul’da Gazi olayları esnasında şehit düşen polisimize rahmet diliyorum ve oradaki emniyet birimlerimizi de buradan tebrik ediyorum. Çünkü talimatlarımız açıktı, cenaze merasimi saygın bir merasimdi, her zaman cenazeye saygı gösteririz. Bir teröristin cenazesi bahane edilerek orada o gün geçtiğimiz Pazar günü yüzlerini maskeyle kapatmak isteyenlere, silahla sokağa çıkmak isteyenlere karşı açık tavrımızı ortaya koyduk, bundan sonra da Türkiye’nin hiçbir yerinde, buradan tekrar söylüyorum; hangi gerekçeyle olursa olsun yüzüne maske takan, silahla sokağa çıkan herkes hak ettiği muameleyi görecektir. Siyasi partilerimizin de özellikle İç Güvenlik Yasası ve Özgürlüklerin Korunma Yasası çıktığı zaman bu yüz kapamaya karşı Genel Kurul’da tavır sergileyen partileri de ve oradan bugüne gelen milletvekillerine de seslenerek ifade ediyorum; sokakların emniyeti hepimizin emniyetidir. Mahallerimizin güvenli olması hepimizin güvenliğidir, şehirlerimizin güvenli olması milletimizin güvende olmasıdır. Burada bütün siyasi partilerin hiçbir ayrım gözetmeden ortak bir tavırda buluşması son derece önemlidir.

Üçüncü mesajım; terör örgütlerine ve onların arkasındaki odaklara; siz hangi gerekçeyle hangi eylemi palanlarsanız planlayın karşınızda dimdik duran bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, karşınızda dimdik duran bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve tek bir yumruk gibi duran aziz milletimizi bulacaksınız.

Operasyonu başlattığımız gece saat 3’te, 2’de toplantıdan çıktım 3’te zaten planlama belli olduğu için haberler gelmeye başladı. Emin olun o andan itibaren gece yarısından başlayarak Türkiye’nin her köşesinden tebrik ve takdir mesajları aldık. Bu ana kadar da bu tebrik ve takdir mesajları geldi. Biz milletimizin takdirini her türlü komplonun karşısında en önemli teminat olarak görürüz. Bu terör odakları şunu düşünüyorlarsa: Bu dalga geçer, sonra tekrar eski düzene döneriz, yine şehirlerine etrafında haraç toplayan merkezler oluşturmaya kalkarız, yine Kuzey Irak’ı üs alanları haline çeviririz. Ya da DEAŞ, Türkiye sınırında yine gidip Mehmetçik’e saldırabilecek bir birlik bulundurabilirim diye hesaplar yapıyorsa ya da DHKP-C şehirlerde belli mahalleleri kurtarılmış mahalle gibi kullanırım diye bir hesap yapıyorlarsa hepsi bilsinler; Türkiye artık bir hafta önceki konumda değildir. Nasıl onlar noktasal değil eş zamanlı ve kapsamlı bir saldırıda bulunmuşlarsa, bir kez daha söylüyorum; biz de bu operasyonları noktasal operasyonlar olarak görmüyoruz. Eş zamanlı olarak 3 değil 33 terör örgütüyle de mücadele etmeye kudretimiz yeter ve bu kudreti göstereceğiz.

Bu çerçevede de bu süreç Türkiye’deki silahlı unsurlar silahlarını bırakana, Türkiye’yi terk edene kadar, kamu düzeni mutlak anlamda gerçekleşene kadar bu süreç devam edecektir, tedbirlerimizi almaya kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.

Dördüncü mesajım uluslararası camiaya, bölge ülkelerine, uluslararası örgütlere ve ülkelere; şu ana kadar Sayın Cumhurbaşkanımızı ve beni arayarak ya da bizim bilgilendirmemiz esnasında bize taziye mesajında bulunan, destek ifade eden bütün dost ve müttefik ülkelere bir kez daha teşekkür ediyorum. 121 ülke Türkiye’ye destek beyan etti, birçoğunun liderleri bizleri arayarak bu destekleri şahsen de ifade ettiler, her birine teşekkür ediyorum. Çünkü terörle mücadele, bir ülkenin tek başına yapacağı bir mücadele değildir. Terörle mücadele, aynı zamanda bir samimiyet testidir. Ve bu noktada da son 1 hafta içinde Türkiye’ye verilen destek, Türkiye’nin hem yalnız olmadığını göstermiştir, NATO’dan Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Birliği’nden İslam dünyasındaki değişik ülkelere, yapılara, hepsine tek tek teşekkür ediyoruz. Yalnız değiliz, yalnız olmayacağız ve mazlumları da hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız.

Tabii bu arada bazı ülkelerden ikircikli ve dostluğumuza yakışmayan ifadeler de geldi, onları da not ettik. Dost ve müttefik ülkelerden telefonlarda liderlerden son derece güzel ifadeler duyduk. Bir önemli siyasi liderin şu ifadesini burada zikretmek isterim: Türkiye’nin böyle ayakta olması, uyanık olması, tedbir alması bizim için en güzel haberdir. Türkiye uyanıksa biz rahat uyuyabiliriz dediler. İşte buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altından bir kez daha sesleniyorum; Türkiye’nin dostluğu çok kıymetlidir. Ama Türkiye’ye hasmane tutum içinde olanlara da sesleniyorum; Türkiye’ye hasmane tutum içinde olanlara da cevabı net ve katidir. Dostluğumuz kıymetlidir, hasımlarımıza cevabımız ise tarihte kayıtlı olduğu gibi bugün de en kararlı, en sert cevap olacaktır. Halkımızın huzurunu, sınırlarımızı korumak gerektiğinde alınması gereken her türlü tedbiri şimdiye kadar olduğu gibi almaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, milletvekilleri olarak sizler de bugünkü toplantımızdan sonra ülkemizin her bir köşesine ve temsil ettiğiniz illere giderek halkımızla buluşmalısınız ve bütün bu çerçeveyi halkımızla paylaşmalısınız. Sizlerden ricam, talebim ve talimatım odur ki tam da bugünlerde hiç kimsenin tatil yapma hakkı yoktur, bırakın başkaları tatil yapsın. Şu günlerden itibaren herkes illerinde milletle beraber olacak, halkla beraber olacak ve bu kararlı tutumumuzu halka anlatacaksınız, teşkilatlarımızla kenetleneceksiniz ve her türlü ihtimale karşı AK Parti teşkilatlarının milletin geleceğini teminat altına alan kararlılığını göstereceksiniz.

Ramazan ayı boyunca milletvekillerimiz zaten hepinize teşekkür ediyorum, teşkilatlarımızla çok kapsamlı faaliyetlerde bulundunuz. Şimdi bütün Anadolu ve Trakya sathında bu perspektifimizi, kararlılığımızı milletle paylaşma günüdür.

Tekrar bu süreç içinde bize destek veren milletimize takdir ve minnet duygularımı ifade etmek istiyorum. Bize destek veren uluslararası camiaya teşekkürlerimi, tebriklerimi ifade etmek istiyorum. Ve şunu da altını çizerek söylüyorum: Türkiye’nin kaderi Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında belirlenir ve bu kader ancak ve ancak milletten meşruiyetini almış hükümetlerce tayin edilir. Türkiye’nin kaderinin herhangi bir karanlık odada karanlık odaklarca belirlenmesine izin vermedik, izin vermeyeceğiz. Bu terör örgütlerinin hedef aldığı demokrasimizi koruyacağız, kamu düzenimizi tahkim edeceğiz ve Türkiye’yi uluslararası itibarı gittikçe yükselen küresel ve bölgesel bir güç olma yolunda daha da ileri hamlelere taşıyacağız.

Bu kutlu mücadelede omuz omuza duran AK Parti Grubumuzun değerli milletvekillerini bir kez daha saygıyla, muhabbetle selamlıyorum, aydınlık bir geleceğe hep beraber yürüme inancıyla inşallah hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim."

 

Haftanın Videosu Tümü
Sosyal Medya
Tavsiye Linkler
Harun KARACA'ya Yazın
         
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan mesajlar ile ilgili işlemler başlatılacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan mesajın sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
© 2018 - Harun Karaca | www.harunkaraca.com